Poetika

Standard

Oktay Rifat: Şiir olmasaydı, yaşama dediğimiz oluşun çarklarından biri eksilirdi. Belki kıyamet kopmazdı ama insanlar sevişemez, öpüşemez, beğenemez, yarınların yeni düzenine şiirli dünyanın hızıyla kavuşamazdı.

Melih Cevdet: Ben özgürlüğümü, diyebilirim ki, ozan olmama borçluyumdur. Çünkü yaratma, mecaz, imge, simge yoluyla, özgür olarak düşündüklerimi söyleyebildim diyemesem de, özgür olunabileceğini sezdim.

İlhan Berk: Öykülü şiire karşıyım. Öykülü dediğim, konusu anlatılan, bir yerde başlayıp bir yerde biten şiir. Şiir aslında bir şey söylemez. Bir şey söyleyen şiir, usu allak bullak etmez; usu allak bullak etmeyen şiire ise, kolay kolay şiir diyemem. Şiir bir şey anlatmaz; güzellik bir şey anlatmaz çünkü.

Necati Cumalı: Gerçek şiir pahalı şeydir aslında. En küçük bir sadakatsizliği bile affetmez. Şiirden başka şeylerin, günlük çıkarların peşine düştükçe, halktan uzaklaştıkça, şiir de uğramaz olur şairin semtine. Her iyi şair şiirin diyetini öder. Ama türlü türlü öder. Kimi tavan aralarında aç, sefil. Kimi sürgünlerde, mahpuslarda. Kimi kendini korkunç bir yalnızlığa mahkum ederek.

Özdemir Asaf: Şiir kendini çoğaltmak isteyenleri hiç affetmez. Şiir, olmayan bir şeydir. Onun için yaşsızdır ve tanımı yapılamaz. Şiir acımasızdır; zaman içinde kendi şairini bile kınadığını görmek, çok acı oluyor. Susmakla söylemek arasındaki kocaman uçurum.

Can Yücel: Şiir bir umutsuzluktur. Elbette bir umutsuzluktur. Niçin mi? Umutsuz olmayan adamlar şiir yazamaz. Umutsuz olmayan adamlar resim yapamaz, mimar olamaz. Yaratıcı olamaz. Bu dediğim elbet yaşadığımız dünya için bir söz. Çünkü kağıt bir umutsuzluktur. Boş bir kağıt. Tuğlalar, briketler, çimentolar, hepsi umutsuzluktur. Onların içinden bir umudu bulmaktır şiir. Birdenbire, bütün bu dünyada, deli olan bu dünyada tek akıllılığı, uslanmadan akıllılığı anlatmaktır şiir.

Melih Cevdet: Kapalılık şairi halktan uzaklaştırıyor; ama bu demek değildir ki halk kapalılıktan anlamaz. Halk deyimlerinden başka, tekerleme, bilmece gibi birtakım halk sanatları var ki, halkın da konuşma dilinden ayrı, girdili çıktılı ifadeleri yarattığını ve sevdiğini gösteriyor.

İlhan Berk: Okur, alışılmamışa kapalıdır; bir şey kendisini ilgilendirmezse elinden atar. Yeni bir şeyle karşı karşıya gelmek istemez. Sevdiği, bildiği şeyle yetinir. Karşı çıkmaksa her zaman yalnızlıktır. Düzyazıda aradığını arıyor şiirde okuyucu.

Hasan Hüseyin: Bence şiir bir sürekliliktir. Onu tanımların dar, tutucu, kısır kalıpları içine sokmaya çalışmak boşunadır. O, evrensel köprülerden geçe geçe, zaman zaman, politik, ideolojik renklere bulaşa bulaşa, yürüyüp koşup uçup gider. Onu yakaladığımızı sandığımız yerde bir de bakarız ki birkaç tüy, birkaç kabuk kalmış elimizde.

Necip Fazıl: İnsanların güzel ve çirkinine bakarken iskeletlerini göremeyiz. Görebilseydik hepsinin iskelette birleşmiş olduğunu görürdük. Öyleyse bir şiire baktığımız zaman da onun iskeletini görmemeliyiz. Görmemeliyiz ki, gözlerine, dudaklarına, belinin inceliğine ve bacaklarına ve bütün bunların bir arada düğüm halindeki toplu endamına hayran olabilelim. Şiirde şekil ve kalıp, zatiyle şekil ve kalıp olarak haykırdığı, “Ben buradayım.” dediği nisbette o şiir kötüdür.

Turgut Uyar: Ben bir şiirin neden yahut nelerle güzel olabileceğinin saptanacağını, ölçülüp belirtilebileceğini hiç sanmıyorum. Bu her zaman bir ölçü değil, bir sezgi işidir.

Edip Cansever: Mısra işlevini yitirdi; şiiri şiir yapan bir birim olarak yürürlükten kalktı. Eski rahatlığını, o sessiz, kıpırtısız düzenindeki rahatlığını boşuna aranıyor şimdi. Öfkelerin, bunlukların, başkaldırmaların dışında kendini yineliyor daha çok. Ne denli güçlü görünürse görünsün; duygularımızı, gerilimlerimizi, düşünce coşkularımızı başlatıcı bir öge, bir ölçü olmaktan çoktan çıktı. İnsanı, insanla gelen en çağdaş sorunları karşılayamaz oldu. Öyleyse usla okumalı, şiiri, usla biriktirmeli artık; mısra ile değil.

Cemal Süreya: Çağdaş şiir geldi kelimeye dayandı. Çağdaş şairler kelimeleri bile sarsıyorlar, yerlerinden, anlamlarından uğratıyorlar. Bu böyleyken bizde hala folklora, halk deyimlerine şiirlerinde fazlasıyla yer veren şairlerin kısır bir yolda oldukları sanısındayım. Çünkü folklorda şiirin bugünkü entelektüel niteliğini taşıyacak yeti yoktur.

Behçet Necatigil: Aslında bütün sanat başkaldırmadır. Bütün sanat protestodur.

Ataol Behramoğlu: Pek çok arkadaş halkı yüceltmeyi, övmeyi toplumcu bir tutum sanıyor. Oysa çoğu zaman devrimci olmayan bir halkçılık anlayışıdır bu da. Halk çoğu kez çelişkiler içindedir. Korkak, cesur, cahil, hakim ve çocuktur. Toplumcu şair bu gerçeği yakalamak, onu şiire aktarmak zorundadır. Gerçek bir başkaldırıya bu çelişkilerle hesaplaşarak varılacaktır çünkü.

Sezai Karakoç: Yaşamak ilk prensiptir. Yaşamayı yaşama açıklar. Yaşama kendi kendine yeter. Akıl ve düşünce onu içermez. Belki ona dahil, ona aittir. Düşünce tarihi bir perspektiftir. Bu yüzden, şiirin temeli ne düşünce ne anlamdır. Anlamsızlık olmadığı gibi.

Alıntıdır : http://piktobet.blogspot.com/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s