Ya Evde Yoksan

Standard

Orhan Gencebay’ın Ya Evde Yoksan Şarkısının tamamını daha yeni dinledim, ve sözleri bana tek bir şey hatırlattı: “Yahya Kemal’in Celile hanıma olan aşkı, ve kıskançlığı.”

Celile Hanım, Enver Paşanın kızı, Hikmet Nazım Bey’in eşi ve Nazım Hikmet’in annesi idi. İlk gördüğü günden itibaren gizli bir aşkla Celile hanıma bağlıydı Yahya Kemal. Ancak Celile hanım evliydi, Yahya Kemal uzunca bir zaman aşkını içinde yaşadıysa da, bir gün sosyetenin önde gelen hanımlarından olan Celile ile Hikmet Nazım’ın arasının bozuk olduğu, boşanmanın eşiğinde oldukları dedikodusu yayıldı. Bu haberden ümitlenen Yahya Kemal, Celile hanıma ilan-ı aşk etti, ve onda aşkına karşılık buldu…

Henüz Hikmet Nazım’dan boşanmamış olan Celile Hanımla Y.Kemal arasında gizli bir aşk başladı, hatta Yahya Kemal, Celile Hanım’ın şiire meraklı olan oğlu Nazım Hikmet’e de, Celile hanıma daha yakın olmak arzusuyla Edebiyat dersleri vermeye başladı. (Daha sonra Nazım Hikmet’in de bu yasak aşktan haberi olacak, hocasının cebine sıkıştırdığı bir not ile bu aşk sayfasının kapanmasına neden olacaktı: “Hocam olarak girdiğiniz bu eve, babam olarak giremezsiniz.”)

Yahya Kemal, Celile hanıma ne derece büyük bir aşkla bağlı idiyse de, eşinden boşanmadan kendisiyle yasak aşk yaşayan bu hanıma karşı hep temkinle yaklaşıyordu, “ya beni de aldatırsa” endişesi kendini yiyip bitirmesine neden oluyordu.

Dedikodulardan uzaklaşmak isteyen Celile hanım, Büyükada’ya taşındı, artık yazları büyükadada Yahya Kemal’e yakın olacak, kışları ise Nişantaşındaki evinde yaşayacaktı. 1917 sonbaharında, Celile Hanım nişantaşındaki evini tanzim etmek için İstanbul’a gidecekti. Bu ayrılığın kısa süreceğini bildiği halde, Yahya Kemal müthiş kıskançlık duygularıyla telaşlı ve muzdaripti.

Celile Hanım’ın İstanbul’da olduğu günler içi içini yiyor, sevgilisini kurda kuşa kaptırmaktan ölesiye korkuyordu. Celile hanım’ın meşhur aşıklarından olan Cemal Paşa’nın Suriye’de,kendi dertleriye meşgul oluşu, Yahya Kemal’i rahatlatıyordu. Ancak birkaç gündür adada, Berlin Sefiri Hakkı Paşa’nın İstanbul’a geleceği konuşuluyordu. Çapkınlığıyla meşhur olan bu adam İstanbul’a her gelişinde sosyetenin en güzel kadınlarını bir araya getirdiği suareler düzenlemekle meşhurdu. Celile hanım hem İstanbul’un en güzel kadınlarından biri, hem de Hakkı Paşa’nın uzaktan akrabasıydı. Yahya Kemal, içindeki bu endişeyi, vapura binerken sevgilisine anlatmış, davet edilmesi durumunda asla bu davete katılmayacağının sözünü almıştı. Ama yine de içi içini yiyor, kuşkuları kafasından atamıyordu.

Yahya Kemal’in bu endişelerle  dolu olduğu bir vakit, kulağına o gece Hakkı Paşa’nın İstanbul’a geldiği ve bir suare düzenleyerek sosyetenin en meşhur kadınlarını davet ettiği dedikodusu çalındı. Bu haberin üzerine artık yerinde duramayan Yahya Kemal doğruca iskeleye koştu, ancak İstanbul’a gidecek olan son vapuru kaçırmıştı. Üstelik hava lodosluydu.

Bu endişeleri yüzünden her ne kadar kendine kızıp, sevgilisine haksızlık ettiğini düşünse de, İstanbul’a gitmekte kararlıydı. Sandalcılarla konuştu,ancak sandalcılar, Bu havada karşıya geçmenin delilik olduğunu, daha yarıyolda alabora olacaklarını söylüyorlardı.Yahya Kemal ısrarcıydı, hastası olduğunu, bu gece mutlaka İstanbul’a varması gerektiğini söyledi

Sonunda sandalcılardan biri bol paraya dayanamayıp, Yahya Kemali karşıya geçirmeyi kabul etti. Hiç vakit kaybetmeden yola koyuldular. Ne var ki lodos bastırıyor, sandalın alabora olması tehlikesiyle burun buruna geliyorlardı. Yahya Kemal sandalcının pişmanlığını, kendisine savurduğu küfürleri duymazdan geliyordu, üstü başı sırılsıklam olmuştu fakat çılgın aşık ne ölüm tehlikesine ne de sandalcının savurduğu küfürlere aldırış etmiyordu.

Sandalcının ustalığı sayesinde Maltepe2ye ulaştılar, lodos iyice bastırmıştı. Sonunda karaya ulaştıklarında Yahya Kemal baştan ayağa sırılsıklam olmuş ve üşüyordu. araba bulabilmek için Maltepe’den Bostancıya kadar yayan gitti, Bostancıda kendini bir karakola atarak, hastası olduğu bahanesiyle acil araba istedi, ordan Kadıköy, Üsküdar ve sonra sandalla Nişantaşı…

Sevgilisinin evine vardığında, bol bahşiş vererek daha rahat girip çıktığı evin kapıcını uyandırdı. Yahya Kemal’i perişan halde bulan kapıcı şaşkınlık içerisindeyidi, Yahya Kemal vakit kaybetmeden sordu,
-Bizimki evde mi?!
“Evde, bu akşam çıkmadı” cevabını alan Yahya Kemal büyük bir vicdan azabı duyarak, sevgilisine haksızlık ettiğini anladı.
-Ne diyorsun?!
-Vallahi çıkmadı beyim.
-Çık bir bak çabuk!
Kapıcı sabahın köründe kapısına dayanan bu perişan haldeki dar’ül-fünun hocasının isteğine boyun eğdi, söylene söylene yukarı çıktı.
Dödüğünde yüzünde, “ben demedim mi” ifadesi vardı.
-Hizmetçisiyle konuştum, uyuyormuş.

Bu güzel haberi kutlamak için evin hemen karşısındaki meyhaneye oturup sabaha kadar içen Yahya Kemal, sabah olunca sevgilisinin kapısını çaldı. Söze gerek yoktu, zeki kadın zavallı aşığını karşısında perişan halde görünce derhal anladı.
Sarmaş dolaş oldular. 

İşte “Ya Evde Yoksan”ın hikayesi bence budur !

Tabi ki bu değildir ama, buna çok uygun değil mi sizce de? 🙂

11 responses »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s