Muhafazakar Sanat Mevzusu

Standard

Duymayan kaldı mı bilmiyorum, bir süre önce Cumhurbaşkanlığı genel sekreteri prof. dr. Mustafa İsen”Muhafazakar Sanat” ın yapısını oluşturmalıyız kabilinden sözler sarf edip, bazı aklı evvellere yem atmış,İskender Pala da durumdan vazife çıkarıp Zaman gazetesindeki köşesinde Muhafazakar Sanat’ın Manifestosunu yayınlamıştı, ardından Dücane Cündioğlu ve birtakım akademisyenler bu konuda görüşlerini beyan ettiler, sonra da ne oldu bilmiyorum açıkçası, konu baya uzayıp dallanıp budaklanıp konuşacak bir şey bulamayan köşe yazarlarına malzeme olmuş olacak ki,Ahmet Turan Alkan, Recai Güllapdan müstear ismiyle konu üzerine şahsına münhasır tarzda “Dağılın lan” dercesine bir yazı kaleme almış. Buyrunuz:

Muhafazakâr san’at ilmihâlini mahvedişimin tafsilidir

RECAİ GÜLLAPDAN

Kahveden içeri girince ses soluk kesiliverdi aniden. Evvelâ bunu, bir mahalle böyüğü olarak bizzat kendi şahsıma tevcih olunan hörmet ve muhabbete haml eyledim. Selâm verip yerime geçiyor idim ki Kahveci Şükrü,

    -Aziz arkadaşlar, işte mes’elenin mütehassısı geldi; lugât varken münakaşaya devam etmek edebsizliktir, Recai Bey’e soralım, diye seslendi. “Nedir, n’ooluyor” makaamında bir nazar atfeylememle Seyyarcı İhsan Bey kısa bir öksürük akordunda bulunarak mevzûa girdi,

    -Recai Bey, vâkıa siz böyle hâyide ve üzerimize vaziyfe olmayan şeylere çene yormamızı hoş görmezsiniz fekat ihtilâf oldu. Muhafazakâr san’atin kaidelerinden söz açıldı. Bendeniz san’ate kaide konulamayacağı nokta-i nazarını müdafaa ettim karınca kararıyla; lâkin diyger arkadaşlar karşı çıkıyorlar…

    -Hmm… sesi çıkararaktan meseleyi sahiplendiğimi oradakilere iyice hissettirdikten sonra Seyyarcı İhsan Bey’e, “Nedir efendim nokta-i nazarınız, müteâlânızı takdim buyurunuz” deyu söz verdim. İhsan esas iytibariyle deyor ki, “Vaktiyle san’ate kaide konulsa idi, san’at hiç terakkî etmez, olduğu yerde sâbit kadem kalır idi; esasen sanatkâr takımı öyle kaide fülân dinlemediği içün san’at, sanki yere dökülmüş bir leğen su gibi kendi kaidelerine tâbi olaraktan akub yolunu bulur…”

    Bak bak bak… Seyyarcı İhsan Bey kadastro işlerinden mütekâid. Fakülte ikinci sınıftan, maddi müzâyaka sebebiyle terk. Emekli olduktan sonra küçük bir pazar arabası tedarik ederek “Milyoncu” tabir olunan esnafın sattığı Çin malı ufak-tefek satarak pazarcılığa başladı. Dikkatinizi çekerim, nokta-i nazarı hiç de hafife alınır cinsinden değildir.

    Şükrü dedi ki, “Recai Bey, ben şahsan İhsan abimizde fecî bir liberalliğe meyl-i mahsûs müşahede edeyorum. Bunlar liberal ağızları değil midir?” Kahvede gülüşme oldu. Kaşlarımı çataraktan sükûneti avdet ettirdim.

    -İhsan Bey’in görüşü hörmete lâyıktır; sizin deliliniz nedir efendim, deyû herkesi ciddiyete davet edince Rifat Bey söz istedi ve dedi ki,

    -Olur mu Recai Bey, pazarda işportacılık yapmanın, dolmuş kuyruğunda beklemenin, diş fırçalamanın bile âdâbı kaidesi varken san’at işleri kaidesiz kalabilir mi? Bilakis yeni yeni kaideler va’zetmenin san’ate ve san’atçiye yeni ilhamlar tevlid edebileceği hususu pek açıktır. Biz muhafazakâr san’ate bir çeki düzen verilmesi, bu hususta bir ilm-i hâl kaleme alınması lâzım geldiği fikrindeyiz!

san’ate kaide getirilemez

Bakınız aziz kaarilerim, şu bizim mahallenin kıraathanesinde münakaşa olunan şeylerin derecesine dikkat kesiliniz. Arkadaşlarımla o an itibariyle iftihar eyledim fakat şımarmasınlar diye takdirimi belli etmemem iycab ediyordu. Sert ve âbus bir çehre takınarak Şükrü’nün getirdiği acı kahveyi ağır ağır yudumlayıp sanki düşünüyormuş gibi  yaptım; herkes pür dikkat ağzımdan çıkacak sözleri bekleyor,

    -Efendiler, dedim. “Şunu ehemmiyetle tebârüz ettirmeliyim ki san’ate kaide getirilemez fikrini savunan taraf haklıdır zira san’atin güzele vâsıl olmaktan başka kaidesi yoktur; diyger cihetten san’atin ve san’atçinin –lâ teşbih!- bağdan boşanmış danalar misâli başıboş bırakılması da düşünülemez. Esasen “Güzel olanı takdiyr etmesini bilenler- takdir ve talepleri ile meseleye en tabii ölçüyü koyarlar. Bizim yorulmamıza hâcet yoktur. Bu cihetten herkese çay ısmarlayor ve mevzûyu tatlıya bağlayorum”

    Bazen bakayorum da, birtakım muharrir arkadaşların münakaşa ettiği şeyleri kalibre itibariyle bizim kahvedeki irfan derecesinin tahtında görüyorum sanki…

Bölüm: YazarlarSayı: 76

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s