Büyük Cevşen, Evrad-ı Kudsiye, Terapi.

Standard

İçinde bulunduğumuz günlerin mahiyeti malum. Ankara hayalet şehre dönmüş vaziyette. Pazar günü mecburen sokağa çıkan birkaç insan olarak birbirimize şüphe ile bakıyorduk. Bizim evde, mecburi durumlarda bile evden çıkmak yasaklandığı için, yasağı delip çıkmanın vicdan azabı da vardı. Herkesin söylediği tek bir şey var, kendimiz için değil, sevdiklerimiz için korkuyoruz. Bu hakikaten böyle. Bize bir şey olsa onlar vicdan azabı ve acı çekecek. Yahut Allah muhafaza sevdiklerimizin yanlış zamanda yanlış yerde olmaları ihtimali.

Saldırıda hayatını kaybeden ve inşaallah imanla göçüp şehit olanlar, cennette onları bekleyen mükafatlar karşısında diyeceklerdir ki, biz çok küçük bir bedel karşısında bu mükafatları aldık. Ve biz onlara gıpta ile bakacağız.

Güzel dualar hakkında…

Benim küçük yaştan beri (ortaokul zamanlarından bu yana) okuduğum, yıllardır da üzerimde bıraktığı tesirin hiç eksilmediği dualar hakkında. Bunlardan biri cevşen. Uhud savaşı esnasında Cebrail (asm) tarafından Peygamberimize öğretildiği Mecmûatü’l-Ahzab’da Hazret-i Zeynel-Abidin’den (ra) Hazret-i Ali’ye (ra) dayanan sağlam bir senetle rivayet ediliyor.

Rivayete göre Cebrail, Efendimiz’e (s.a.v), “üzerindeki zırhı çıkar bu duayı oku” diyor. Cevşen zaten kelime manası ile zırh demek.  Tabir yerindeyse bir kapsül gibi. Allah’ın isim ve sıfatlarının arabuluculuğu ile yardım isteğinde bulunmak. Her okuyuşumda o anki sıkıntılarımın mukabili bir esmaya denk gelip rahatlıyorum. Bu açıdan kesinlikle meali ile okunması gerektiğini düşünüyorum.

Büyük Cevşen kitabı, bu dua ile birlikte, başka peygamber dualarını ve salatları içeren çok feyizli bir mecmua. Delailu’n-Nur (Mükemmel surette yazılmış salatlar), Kur’an-ı Kerim’de geçen dua ayetleri, Evrad-ı Kudsiye gibi çok feyizli duaları içeriyor.

Bunlar içinde de en çok okuduğum Evrad-ı Kudsiye. Alem-i manada Efendimiz tarafından Şah-ı Nakşibend’e öğretilmiş bir dua. İçerisinde Kur’an’dan iktibaslar da var. Ve insana nasıl dua edilmesi gerektiği öğretiyor, kederi de sevinci de yaratan tek bir zat varken başka yerlere müracaat edip yorulmamak gerektiğini hatırlatıyor. Peygamberimizin dualarının parlaklığı yanında diğer duaların çok sönük kaldığı söylenir. Allah’ın en sevdiği kul nasıl dua ediyorsa, bizim de öyle dua etmemiz gerekmez mi zaten? Arkadaşlarıma evrad-ı kudsiyenin ne kadar kıymetli ve etkileyici bir dua olduğunu anlatmaya çalışırken adeta kendimi paralıyorum bu yüzden. Meaili ile okunması gerektiğini de her defasında ısrarla söylüyorum. Ama yine de okumadılar. 😦 Ben de internetteki en güzel okumanın İhsan Atasoy’a ait olduğunu düşündüğüm için, onun okumasının üzerine, sırf  üşenmesinler de okusunlar diye meailini alt yazı halinde ekleyip videosunu hazırladım. Gerçekten dinlerken ruhunuzun doyduğunu hissedeceksiniz. Evrad-ı Kudsiye’nin videosunu hemen aşağıya bırakıyorum…

 

İllet ve tedbir hakkında…

İllet, sebep demek, asıl sebebin kim olduğunu bilmek gerekiyor. Tüm sebepleri yaratan Allah’tır. Fakat hadis-i şerifte denildiği gibi, “önce deveni bağla sonra tevekkül et” Yani tedbir. İllet mevzuu farklı yönleriyle -ama bu konu için de tevile müsait şekilde- Bediüzzaman hazretleri tarafından işleniyor. (Mutlak surette Bkz. Mesnevi-i Nuriye, Zühre, On üçüncü Nota, Beşinci Mesele)

Kaza hakkında…

Âl-i İmran suresinde Allahu Teala  buyuruyor:

“Sonra o kederin peşinden üzerinize bir güven duygusu indirdi. Sizden bir kısmını bürüyen tatlı bir uyku hali verdi. Bir kısmınız ise can derdine düşmüş, Allah hakkında cahiliye devrindekine benzer, gerçek dışı şeyler düşünüyorlar: ‘Bu işin kararlaştırılmasında bizim yetkimiz mi var? Ne gezer!’ diye söyleniyorlardı. De ki: ‘Bütün yetki ve karar Allah’ındır.’ Onlar aslında içlerinde, sana karşı açığa vuramadıkları bir şeyler saklıyor ve kendi aralarında: ‘Bu emir ve komuta işinde bir payımız olsaydı, şimdi burada olmaz, öldürülmezdik.’ diyorlardı. De ki: ‘Siz evlerinizde dahi olsaydınız, haklarında ölüm takdir edilenler, mutlaka düşüp ölecekleri yerlere doğru çıkarılacaklardı. Allah sizin içinizde olanı sınamak ve kalplerinizi her türlü vesveseden ve kirden arındırıp pırıl pırıl yapmak içindir ki bunu başınıza getirdi. Allah sinelerin özünü dahi bilir.” (Âl-i İmran, 154)

Ecel vakti-havf hakkında… Bediüzzaman hazretlerinden:

“Ecel gizli olduğundan, herbir günde ölmek ihtimali var. Öyle ise, üç bin altı yüz günde hergün vefatın muhtemel. Belki üç binden bir ihtimalle bugün ölümün muhtemeldir. Titre ve ağla, vasiyet et”

“Cenâb-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrip için değil. Ve hayatı ağır ve müşkül ve elîm ve azap yapmak için vermemiştir. Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa, hattâ beş altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârâne bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimalle havf etmek evhamdır, hayatı azâba çevirir.”

Tamamı için bkz: (Mektubat, 29. Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısım)

Yeni kitap…

Son olarak, bir önceki postta bahsettiğim Ahlak Klasikleri serisinin bir diğer kitabını bir arkadaşım bana hediye etti. Üzüntüden Kurtulma Yollarını cebren üç kişiye daha aldırıp okuttum.  Daha çok kişinin okumasına vesile olana kadar misyonerlik faaliyetlerine devam inş 🙂

Bu yeni kitabı henüz okuyamadım, incelediğim kadarıyla Kindî’nin risaleciği ile paralel bir eser. Onunla ilgili yeni yazı yazmaktansa şuracığa sıkıştırayım dedim. Belki okuduktan sonra yorum eklerim.

IMG_20160316_175842

Postacı topal, haberler doğru. Vesselam.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s