Monthly Archives: Eylül 2017

ben olmasaydım

Standard

burhan eren’in yıldızlı atlas’taki “ben olmasaydım” yazısına içtenlikle öykünerek…

ben olmasaydım eğer, iyi mi olurdu yoksa kötü mü. bunu bilmiyorum. ama ben olmasaydım, benimle birlikte pek çok şey de olmazdı muhakkak. mesela kim severdi laleyi, nergisi ve frezyayı benim kadar? bir soğanın saksıda büyüyüp de sünbüle dönüşmesini beklemek kimi heyecanlandırırdı baharları. ben olmasaydım kendi kendine kim çiçek alırdı, mutlu olmayı şartlara bağlamamak için.

ben olmasaydım, yenidünya sokağına çıkan merdivenlerde kim dinlenirdi babaanne gibi, mihrimah’ın kubbeleri ardında batıp giden güneşi kim seyrederdi. ve bir çocuğa durup dururken, bak şu çiçekler “acem borusu” diye kim seslenirdi.

söz gelimi ben olmasaydım, kim parklarda gezinirdi evde olmadığı zamanlarda. bir camiyi en çok da soluklanmak için kim severdi? bir çocuk yürürken kimin ayağına çelme takmaktan daha çok keyif alırdı.

ben olmasaydım, üç küçük çocuk kanepeden atlayıp intihara teşebbüs ederken onları kurtaramadığına kim ağlardı çaresizce. ben olmasaydım kim bir serçeye özenip de yedinci kattan süzülürdü bir buçuk yaşındayken…

ben olmasaydım daha mı iyi olurdu yoksa daha mı kötü; bilmiyorum. ama ben olmasaydım kim kapılıverirdi gülen bir çift çekik göze. bir çocuğun kalbini kim onda görürdü. kim durup dururken bir kanepenin arkasına saklanıp bulunmayı beklerdi. ben olmasaydım eğer o yastık kanepenin arkasında kafasına düşecek kimseyi bulamazdı.

ben olmasaydım eğer; şimdi sen bunları okumazdın. daha faydalı şeyler yapardın, birilerini stalklardın muhakkak 🙂

ayaklarımın altına serilen çimler, ben olmasaydım o arı kimin ayak tabanını ısırırdı can havliyle?

o eski hücre | ahmet haşim

Standard

güller ki kamıştan daha nâlan…

akşamın sîne-i gubârında…

….kâ’ri bu kitâbın gecesinde

mehtâbı senin’çün yere serdim…

sahi, mehtabı kârî’si için yere seren şairlerden kim kaldı?

fotoğraflar: 25 zilhicce 1438 (17 eylül 2017 pazar; mogan gölü, ankara)

akşam yine toplandı derinde

Standard

akşam yine toplandı derinde…

cânân gülüyor eski yerinde;

cânân ki gündüzleri gelmez,

akşam görünür havz üzerinde.

mehtâb, kemer tâze belinde,

üstünde semâ, gizli bir örtü,

yıldızlar, onun güldür elinde…

ahmet haşim

fotoğraflar: ankara / harikalar diyarı 24 zilhicce 1438 (16 eylül 2017 cumartesi)

o eski hücre | ikinci istanbul seferi

Standard

şarkı, yârim istanbul’u mesken mi tuttun? diyor.

bizim ikinci istanbul seferi hikayemiz de üsküdar’da böyle bir evde başlıyor.

Read the rest of this entry

o eski hücre | gülek kalesi

Standard

IMG_4183.JPG

Uçurumun kenarındayım Hızır
Ulu dilber kalesinin burcunda
Muhteşem belaya nazır

IMG_4182

 

Topuklarım boşluğun avcunda
Derin yar adımı çağırır

IMG_4184

Dikildim parmaklarımın ucunda
Bir gamzelik rüzgâr yetecek
Ha itti beni, ha itecek
Uçurumun kenarındayım Hızır
Civan hazır
Divan hazır
Ferman hazır
Kurban hazır

IMG_4189

Uçurumun kenarındayım Hızır
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
Başım döner, beynim bulanır
El etmez
Gel etmez
Gülce’m uzaktan dolanır
Uçurumun kenarındayım Hızır
Gülce bir davet
Mecaz değil
Maraz değil
Gülce bir afet
Peri değil
Huri değil
Gülce beyaz sihir
Gülce ölümcül naz
Buram buram zehir
Yar yüzünde infaz

IMG_4188

Bir gamzelik rüzgâr yetecek
Ha itti beni, ha itecek
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
Uçurumun kenarındayım Hızır

IMG_4181

Ben fakir
En hakir
Bin taksir
Ateşten
Kalleşten
Mızrakla gürzden
Dabbetülarz’dan
Deccal’dan, yedi düvelden
Korku nedir bilmeyen ben
Tir tir titriyorum Gülce’den
Ödüm patlıyor Gülce’ye bakmaktan
Nutkum tutuluyor, ürperiyorum
Saniyeler gözlerimde birer can
Her saniyede bir can veriyorum

1981

Ömer Lütfi Mete

 

fotoğraflar 10 eylül 2017 (18 zilhicce 1438) tarihli amcamla yaptığım gülek kalesi gezimizden…

o eski hücre | ankara rehberi

Standard

Yazının başlığı “Ankara’da depresyona girmeden hayatta kalma rehberi” olabilirdi. Ama “yeni başlayanlar”a yönelik olduğu için fazla korkutmak istemedim 🙂

2.5 yıl yüksek lisans, 1 yıldır da doktora programı nedeniyle toplamda 3.5 yıldır Ankara’da yaşıyorum. Ve doğrusu bu şehre alışmam çok zor oldu; kendimi oyalayacak yeni mekanlar yeni yerler aradım hep. Geldiğim yıl tanıdık kimsem de olmadığı için yeni arkadaşlar edinmeye çalıştım, bu yüzden internette, yolda belde, durakta, okulda bir çok kız arkadaş edindim, bazen de kendi başıma gezdim, yeni yerler keşfettim. Kendi kendime yetebilmeyi de öğrendim; tek başıma ders çalışmayı, kahve içmeyi, bir parka gidip yeşile uzanmayı, maviliği izlemeyi…

Bu şehirde öğrenci de oldum, beyaz yakalı da. Zaman zaman gurbetçi oldum; kedi anneliği yaptım. Dost oldum, arkadaş oldum. Bir günde 3 ayrı fakülteye giderken öğrenci olmaktan; kar yolları kapatıp da işe geç kaldığımda beyaz yakalı olmaktan vazgeçtim. Ama hayat hepsini burnumuzu sürte sürte yaşatmaya ve öğretmeye devam etti. Her gelen gibi bu şehirde aşık da oldum. Diyeceğim o ki, bu şehire ne olarak gelirseniz gelin, elbette yaşayacaklarınız vardır. Ankara en çok, çevresi ve arkadaşları olanlar için keyifli bir şehirdir. Ama yalnızsanız da karamsarlığa kapılmayın. Çünkü birazdan yazacağım her mekanın bir ruhu var, sizi sarıp sarmalayacak, yalnız bile olsanız o ruh size yoldaşlık edecek. Nerede olursa olsun, insan kendi kendine yetmeyi, yalnızken de anlardan mutluluk devşirmeyi öğrenmeli bence. İnsan kendi başına mutlu olduğu nispette başkalarıyla da mutlu olabiliyor çünkü. “İsmayil felsefe yapmaaa” dediğinizi duyar gibiyim. O zamansa başlayalım,

KAFE VE RESTORANLAR

Read the rest of this entry