o eski hücre | ikinci istanbul seferi

Standard

şarkı, yârim istanbul’u mesken mi tuttun? diyor.

bizim ikinci istanbul seferi hikayemiz de üsküdar’da böyle bir evde başlıyor.

evin sokağına çıkan merdivenlerde yaşanan tevafuk, merdivenlerin başındaki kahve’den getirilen limonatalar, ayak üstü sohbet, merdivenin bitimindeki acem borusu çiçekleri, mihrimah sultan camisinin kubbeleri arasından batıp giden mihr. mihrin bir manasının da vefa olması.

merdivenlerin yaslandığı duvarda bir sokak lambası, sokak lambasını mesken tutmuş tombul kuş (arabaya koş)

günler koşturmacayla geçiyor ama gezmeden de geri kalmıyorum.

üsküdar’da eve çıkan merdivenin başında aşiyan kitap kahve’nin bulunduğu konak var. her gün önünden gelip geçiyorum. garip bir şekilde -belki günde en az iki kez önünden geçtiğim için- ayak altı gibi hissedip hiç girmek istememiştim. en üst katında manzaranın bu kadar güzel olacağını neden düşünememişim ki?

aşiyan’a zeyneple gidiyoruz. zeynep diyorum, bu güzellik var mı soyunda?

aşiyan kitap kahve’den mihrimah sultan camisi…

buradan sonra vapurla karşıya geçiyorum. martıların vapurla yarışmasını izliyorum. güvertede oturup vapurun çıkardığı köpükleri seyrediyorum. sıkıntılarımızın bu köpükler gibi çabucak dağılıp yok olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. vapur karaköy’de iskeleye varıyor.

karaköy’de ilk mekan; dem. burada white melon çayı içmenizi ve süt reçelli çizkek yemenizi şiddetle tavsiye ederim.

twitterden kız düşürmek. (evet böyle düşüyor)

ömürden bir demdi, geldi geçti…

girls union masası 🙂

dem’de içtiğiniz çayların küçük kutularda satışı da yapılıyor.

ama küçücük kutu 38 tl 😦 tam bağımsız su sebillerini ve çay ocaklarını savunacağız!

karaköy sokakları.

yolun bundan sonrasına akıldan azade devam edeceğiz. beyin yok, çiçek verelim?

karaköy’de bir mekan daha; karabatak. tavsiye veremeyeceğim, dekorasyonu karaköy’deki en değişik mekanlardan. ama bencesi dem dururken çok da şey değil yaani.

kılıç ali paşa camisi ile karaköy defterini kapatıyoruz.

çiçeklerimle hikayenin başladığı yere dönüyorum, üsküdar’a…

iskeledeki çiçekçiler zeyneb’in şarkısının devamını hatırlatıyor: elvan elvan güller açar bağında…

eve çıkan merdivenlerin yanıbaşındaki mihrimah sultan’a her geçişte uğramazsak hâtırı kalır. mihrimah sultan demişken mimar sinan’ı rahmetle yâd etmemek olmaz. peki koca mimar sinan’a, mihrimah sultan’a aşık olduğu için bu camiyi yaptı, diye iftira atıp, onu romanlara, dizilere böyle konu ettiren PALAvracı, bu vebalin altından nasıl kalkacak dersiniz?

bugünlük nihayet eve varıyorum. çiçeklerin bağını çözüp onları suya kavuşturuyorum.

vakitlerden bir başka vakit. olaylar kadıköy’de bir lokantada geçiyor. mekanın adı pilav sarayı

şu koca tabak (pilav-tavuk göğsü-salata-kuru fasulye var) sadece 5 tl, komik değil mi 🙂 üstelik hijyen açısından da tam not alır bu mekan. kompostoya renklendirici koymasalarmış da güllaca gül suyu koysalarmış daha bile mutlu olabilirdim.

“vintiic canımı benim”

burası da vintiic meraklılarının instagramdan aşina olacağı “sentetik sezar” moda şubesi. ikinci el, dönem konseptli ürünler satılıyor. ikinci el ürünler nasıl asla bitmiyor diye beni hayretlere salıyor bu mekan. her hafta yeni ürünler bulup getiriyorlar.

bunlar şey değil mi ya, edis gömlekleri?

ve burası da dekoruyla şipşirin bir mekan, sakura. mekan kadıköy’de. burayla ilgili bir tavsiye veremeyeceğim çünkü geldiğimizde servis kapalıydı. büyük bir hevesle geldiğim için poz vermeden çıkamadım 🙂

fake pozlarda ve sahte gülüşlerde birinciyiz.

moda’da bir başka kafe; “mersi”

güllü bir çay sipariş verdim ama büyük hayal kırıklığına uğradım. menüde güllü çayın (tabi daha artistik bir adı var da ben hatırlayamadım şimdi) yanına, kendimizi şımartmak istiyorsak bu çayı içmemiz minvalinde bir takım kandırıcı cümleler yazmışlardı. pazarlamacılığın böylesi. çay çok güzel gerçekten ama sorun şu ki, orijinal bir şey içmeyi beklerken, doğadan’ın büyülü bohça serisindeki güllü çayın aynısı çıktı. bir dahakine daha iyi bir seçim yapmayı umuyorum.

mersi (moda)

mersi: why worry be happy

biz: tmm.

böylece istanbul seferinin sonuna geldik. vedalar edildi, kalanlara “artık sen gel n’olur” denildi. yine ciğerin bir parçası burada bırakıldı. kötü ankara’ya doğru yola çıkıldı. bundan sonrasında görelim mevla n’eyler…

One response »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s