Category Archives: Bahar Hakkında

küçücük serçecik mutluluklar II

Standard

Bu yıl ramazanın karantinaya denk gelmesi (?) sebebiyle yeni bir küçücük serçecik mutluklar listesi hazırlamak istedim. sürekli birilerinin bize verimli olmayı, sonra vazgeçip aslında verimli olmak için çok da şey yapmamayı salık verip durduğu şu günlerde herkesin gönlü ferah olsun, ben de ramazanda nasıl verimli olunur yazısı yazmayacağım. Sadece her bahar olduğu gibi kendime aşık olma faslım başlamış bulunuyor ve mutluluk gayriihtiyari beni buluyor.

Ko çogalsun ruhun üstinde perîşân zülfün
Çün kim eyyâm-ı bahâr olıcak artar sevdâ
necâtî beğ
(dağınık saçların bırak yanağın üzerinde çoğalsın
çünkü bahar günleri gelince sevda artar)

Bu kez baharı leylaklarla selamlayamasam da, market için evden çıktığım zamanlarda yeni çiçek açmış bahar dallarıyla poz vermeyi ihmal etmiyorum.

de25c398-c0df-47c6-8689-b6268a9d37c1

Hep bu fasl içre imiş mes’ele-i ‘ ışk u cünûn
Gûş kıl nüsha-i gülden okusun anı hezâr
nev’î

(aşk ve delilik meseleleri hep bu mevsim içindeymiş,
bülbül onu gül yaprağından okusun [da] dinle)

Ancak verimli olmak demişken şu kadarını söylemezsem olmaz, ramazanın kendiliğinden bir bereketi var ve insan ne iş yapsa zaten verimli hale geliyor. hatta her ramazan şunu söylüyorum, yemek ölçüsü yaparken ramazanın bereketini de hesaba katalım ki israf olmasın yemekler.

Bu bahar benim küçücük mutluluklarımdan biri, bir beyitin peşine düşüp o beyit vesilesiyle bir sürü yeni kaynağa ulaşmak. özetle, hem Molla Cami’ye hem de Mevlana’ya nispet edilmiş bir beytin asıl sahibini bulmaya çalışırken hem çok mutlu oldum hem de biraz sinirlendim. Çünkü akademi gerçekten böyle bir şey olmamalı, yani twitterdeki gibi kaynağını görmediğiniz bir beytin altına makale yazarken “Mevlana’nın meşhur beyiti” diyemezsiniz. Mutluluk bu işin yeni şeyler öğrenme, keşfetme ve üretme kısmında tabi ki! İnşallah söz konusu beyitten keyifli bir makale çıkaracağım.

Bir diğer mutluluk sebebim, bir önceki yazıda da bahsettiğim yahoo aile içi e-posta grubumuzun bir mailimle tekrar aktif hale gelmesi, yani hala çalışıyor olması. gelen cevapları görünce tam da “göz yaşım pıt” oluverdi. mutluluktan tabii ^^

Bir de Nedim’in şu güzelim dizelerine mutabık bi mutluluk halimiz var:

Çünki ta‘mîr etdi tali‘ hâne-i virâneni
Gayri zâhir bir münâsib mihman lâzım sana
(Baht, yıkık [gönül] evini tamir ettiği için, artık sana münasip bir misafir gerektir)

Ekran Resmi 2020-05-04 21.23.39

ben olmasaydım

Standard

burhan eren’in yıldızlı atlas’taki “ben olmasaydım” yazısına içtenlikle öykünerek…

ben olmasaydım eğer, iyi mi olurdu yoksa kötü mü. bunu bilmiyorum. ama ben olmasaydım, benimle birlikte pek çok şey de olmazdı muhakkak. mesela kim severdi laleyi, nergisi ve frezyayı benim kadar? bir soğanın saksıda büyüyüp de sünbüle dönüşmesini beklemek kimi heyecanlandırırdı baharları. ben olmasaydım kendi kendine kim çiçek alırdı, mutlu olmayı şartlara bağlamamak için.

ben olmasaydım, yenidünya sokağına çıkan merdivenlerde kim dinlenirdi babaanne gibi, mihrimah’ın kubbeleri ardında batıp giden güneşi kim seyrederdi. ve bir çocuğa durup dururken, bak şu çiçekler “acem borusu” diye kim seslenirdi.

söz gelimi ben olmasaydım, kim parklarda gezinirdi evde olmadığı zamanlarda. bir camiyi en çok da soluklanmak için kim severdi? bir çocuk yürürken kimin ayağına çelme takmaktan daha çok keyif alırdı.

ben olmasaydım, üç küçük çocuk kanepeden atlayıp intihara teşebbüs ederken onları kurtaramadığına kim ağlardı çaresizce. ben olmasaydım kim bir serçeye özenip de yedinci kattan süzülürdü bir buçuk yaşındayken…

ben olmasaydım daha mı iyi olurdu yoksa daha mı kötü; bilmiyorum. ama ben olmasaydım kim kapılıverirdi gülen bir çift çekik göze. bir çocuğun kalbini kim onda görürdü. kim durup dururken bir kanepenin arkasına saklanıp bulunmayı beklerdi. ben olmasaydım eğer o yastık kanepenin arkasında kafasına düşecek kimseyi bulamazdı.

ben olmasaydım eğer; şimdi sen bunları okumazdın. daha faydalı şeyler yapardın, birilerini stalklardın muhakkak 🙂

ayaklarımın altına serilen çimler, ben olmasaydım o arı kimin ayak tabanını ısırırdı can havliyle?