Category Archives: Deneme

Ağlayamamak

Standard

Ağlamak, uğradığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan kuvvetin son bir feryadıdır. Ağlayamadığımız zamanlar, bizde o iktidarın da yok olduğu vakitlerdir ki, onun yerine geçen tesirli bir sükûnet, en şiddetli elem gözyaşlarından daha gönül yakıcıdır.

Sâmipaşazâde Sezaî

Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum

Standard

Güneş cebimde bir bulut peydahladı. Taş,  kördür diye yazdım. Ölüm, geleceksiz. Şeylerin yalnız adı var. Ve: “Ad evdir”. (Kim söyledi bunu?) Dün dağlarda dolaştım, evde yoktum. Bir uçurum bize bakmıştı, uçurumun konuştuğu usumda. Buydu bizim  kendinde sonsuz olan duyduğumuz. Nesneler ki, zamanda vardır. Terziler çıracısı Hermüsül Heramise’nin pöstekisi her bahar ayaklanırdı. Yağmur yağmamazlık edemez. Taş, düşmemezlik. Ne diyordum, dünyanın düşünceleri yoktur. Otların canı sıkılmaz. Kurşunkalem
kendini ağaç sanır. Ufuk, hüthüt kuşu. Seni bilmem, bir söylene dönüşmek içindir dünya.
Onun için başka bir son yok. Bir söylene dönüşmek, bir söylen olmak! Sonsuzluk dediğimiz budur.

 
Nerden başlasam yine oraya geliyorum. Ben gidiyorum. Ölüme, o büyük tümceye,çalışacağım.

İlhan Berk

Bağdat’ın İçine Artık Yassız Girilsin…

Standard
Şimdi bir Ali büyüsün istiyorum tertemiz odalarında bir evin
Güzel ve soylu bir kadın
Toprağa inci gibi ateş gibi yaşlar düşürsün.
Şehrin en yoksul, en içli, en sakin adamına
Akrabalarının evinde büyüyen, kimsesiz büyüyen
Anne ve babasını bile hatırlayamadan büyüyen
Geceleri bacaklarını karnına çekip göğe bakan
Yıldızlara bakarak ağlayan, azarlanan, itilen
Bir adama evlenme teklif etsin, bir ev kursun, müthiş bir şiir…
Bir dünya kursun gelip bizi bulan, bize dokunan.
Bir sofra kursun Horasan’a uzanan Endülüs’ü çağıran
Berberi Tarık da olsun o sofrada, Farisi Selman da
Malcolm da olsun Rachel de Berfin de Şamil de
Taşları tencerede kaynatan, kapılara yakın yatan bir anne
Mekke’yi yeniden uyarıp sarmalasın, Nil’i öpsün
Bir çocuk doğursun
Adı Nureddin Zengi olan.
Babamın hüznünü anlasın, oğlumun gözü pekliğini
Herkes yoldan çekilsin
Kahire silkinsin İstanbul
Diyarbakır bir daha döşünü dövmesin
Bağdat’ın içine artık yassız girilsin
İblisin avanesi gebersin kahrından!

Ali Emre 

Yıldızlı Atlas

Standard

 Sürekli aynı kitaptan notlar yazıp duruyorum, nerden esti diyebilirsin,
Anlatayım.
“Küçüktüm ufacıktım” bir gün babam bana bir kitap hediye etti, içine, şu an hatırlamadığım ama beni cidden derinden etkileyen birkaç cümle de yazmış imzalamış altını.- Hatırlamıyorum çünkü ortaokulda biri ödünç almış ve aylarca geri getirmemiş, getirdiğinde de benim verdiğim Yıldızlı Atlası kaybettiği için başka bir yıldızlı atlas getirmişti-
Orta okulda ilk kez bir şeyler karalamaya başlamıştım edebiyat adına, işte o zamanlar babamın bana hediye ettiği bu kitabın yazarına ve bu kitaptaki denemelere acayip öykünürdüm.
Üniversiteye gidene kadar bu kitabı kaç kez baştan okumuşumdur bilmiyorum.

Hatırı kalırdı yazmasaydım.
Çocukluğumun en tatlı hatıralarındandır, artık basılmıyormuş duyduğum kadarıyla, uslu bir çocuk olursan belki sahaflarda eski baskılarına rastlayabilirsin.. Hatta belki..

Neyse.

Yedi Küçük Not

Standard

Denizleri dökülmesin diye, kimim atlasların duvara asılmadığı doğrudur.
Ama sanmıyorum doğru olsun, ağaçların soğuk kış günlerinde, kabuklarının altına pazen giydikleri…
***

Ben de bilmiyorum önümüzdeki şubatın yirmi sekiz mi yirmi dokuz mu çekeceğini… Yirmi dokuz çekecekse, bana da haber ver. Unutmayalım o gün, dört yılda bir doğum günü olan dostumuza, küçük bir hediye göndermeyi.

***

Bana sorup durduğun o iki dizeyi buldum sonunda. Karaşın bir şairmiş, o iki dizenin sahibi:
“Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır/Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek”
Unutmadan, bu iki dizeyi defterine yaz istersen. İstersen ezberine yaz. İstersen unut. Nasılsa daha çok okuyacağız orta ikiden terk çocuklar şairini…

***

Ama mesela şeyi unutma… Neyi unutma biliyor musun, pencereden sokağına bakmayı… Sabahları kalktığında ve o güzelim akşamüstleri…

***

İyi oldu artık mektup yazmayacağını söylemen. Mektup beklemek, bilsen öylesine zor ve öyle güzel ki…

***

Geçenlerde yaşadığım bir şey, şunu öğretti bana: İstese de çok uzağına gidemiyor insan kendisinin. Hangi trene binse, içindeki bir istasyona varıyor sonunda. Hangi rüzgara tutunsa kendine savruluyor; hangi denize açılsa, yine kendi kıyılarında buluyor kendini…

***

Önüne açacağım her ‘yıldızlı atlas’ta; ama büyük; ama küçük bir deniz olacak mutlaka…

Onları duvara asmamaya çalış n’olur, yere dökülmesin denizleri…

burhan eren

Yıldızlı Atlas

İki Şeyden Söz Açan iki Yazı Yazdım Bu İkincisi

Standard


İki cümle kurdum sen gittikten sonra. Birinin gülmesi tıpkı sen, biri benim küçüklüğüme benzedi.

 Ve içim içime sığmadı sen gittikten sonra. Ondan mıdır nedir, iki gündür dolanıyorum sokakları kurumuş yapraklar gibi.
 Doğru maviyle pek aram yok bugünlerde. Nedense iki rengi daha çok sevdim biri turuncu, sarı diğeri.
 En çok sevdiğim günler hala değişmedi. Biri Cuma biri cumartesi.
 İnanmazsın belki, yirmi sekiz çeken iki ay daha buldum! Temmuz ve Ağustos… Yaz tatili öyle çabuk geçiyor ki…
 İki sokağın arasında seçim yapmak zorunda kaldım dün. Birinden dünyanın bütün adreslerine gidebilirdim. Evime gidiyordu diğeri.
 İki soru arasında kararsız kaldım işte o an… Kalmak mı iyi, çekip gitmek mi?

 İkidir tutturmuş gidiyor muyum? İyi ama can alıcı iki soru sormamış mıydı şâir: “…neden kimse pencereden bakmıyor… Neden tarihe değil de coğrafyaya geçenler önemli?”
çünkü iki şey dolanıp duruyor bugün kafamın içinde. Biri can sıkıcı bir şey… Biri uzun kuyruklu mavi bir tilki.
 Bütün paragraflar ‘i’ harfiyle mi bitti dedin?.. Olsun… Ama söyle, hiç büyük i’yle bitirdim mi ben bir cümleyi?
 Hatırlarsan üç şubat bindokuzyüzdoksansekizde iki çay söylemiştim hani…Bugün on altı eylül bindokuzyüzdoksansekiz. İki mevsim geçmiş aradan. Senin çayın öyle soğumuş ki…

Burhan EREN (Yıldızlı Atlas)