Category Archives: Genel

o eski hücre | kitap

Standard

nil karaibrahimgil’in “kelebeğin hayat sırları” adlı kitabı. kişisel gelişim zırvalarından değil ama güzel motivasyonlarla dolu bir kitap. bildiğimiz nil üslubu, çok keyifli; insanda eyleme dökme isteği oluşturan, bilgiççe değil samimiyetle yazılmış yazılar, tavsiyeler ve aydınlanmalar. ben sevdim, biraz kendinize vakit ayırmak istiyorsanız mutlaka okuyun ❤️

o eski hücre | şiirli hikayat

Standard

IMG_6149

ikimiz birden sevinebiliriz, göğe bakalım

IMG_6150
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum, tuttukça güçleniyorum, kalabalık oluyorum

IMG_6152


Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor

IMG_6151

Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım

IMG_6153

Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat

 

fotoğraflar: 23 muharrem 1439 mersin sahili

o eski hücre | motivasyon

Standard

biraz motive olmaya ihtiyacınız varsa, yaptığınız işi bırakmak daha kötü hissetirmeyecekse; yaptığınız işi bırakın ve daha önce dinlemiş bile olsanız nil’in tavsiyelerine kulak verin. iyi hissettirecek, belki zaten hayatınızda uyguladığınız şeyleri dinlemek daha bile iyi hissettirecek ❤️

zaman makinası olsaydı ve kendi geçliğime, mesela on yedi yaşıma dönseydim kendime şunları söylerdim;
en önemli şey aşk onu doya doya yaşa, bu bir.
ne yapmayı sevdiğini bul ve sonra o sevdiğin şeyi yapabiliyor musun ona bak. yapmıyorsan boşuna enerjini tüketme, yapabilenler yapsın.
yapıyorsan, dünyanın en şanslı insanlarından birisin, DİLİNİ ISIR, KİMSEYE SÖYLEME.
sevdiğin insanlar bul, işlerini onlarla yapmanın yollarına bak. hayat YAP, ET ÇALIŞ, BAŞARla geçiyor. Ve bu maraton çok sevdiklerinle geçerse iş yapmamış sürekli aşk yapmış olursun.
bi’ kaç kişinin elini sıkı sıkı tut. onların dertleriyle dertlen, mutluluklarıyla uç, dediklerine kulak ver. onları kaybetme. her şey değiştiğinde senin en orijinal halini bilip sevenlere ihtiyacın olucak.
kendini onunla bununla karşılaştırma. Başkaların kriterlerine göre seçim yapMA! O zaman başkaların gideceği yerlere gidersin. Oralarda ne işin var, senin yolun başka yokuşların başka!
konu komşu ne der diye dinleme. komşu sen hayatın hakkında topu topu 15 dakika konuşucak, sense ölene dek onu yaşıcaksın.
hareket et, her gün hareket etmeyi alışkanlık haline getir. Bi spora kafayı tak, dansa kafayı tak, satranca kafayı tak. Kafaya taktıkların ilerde yaldız olup üzerine yağacak, yaldız olup üzerine yağacak. 
her gün oku, her şeyi oku. ağaç olamak nasıldır, van gogh olmak nasıldır, ikinci dünya savaşına katılmış olamak nasıldır, öğren! bi’ gün hepsi yapboz gibi yapışıp sana inanılmaz gerçekleri göstericek.
kızlar; zekadan, çalışıp başarandan, ve espiriden hoşlanır. erkekler; güzellikten, edadan ve huzurdan hoşlanır.
hayat alışkanlıklıklarla yürüyor. bi’ şeyi iyi yapmak istiyorsan hemen alışkanlık haline getir. alışkanlıksa tekrarla oluyor. Beyin böyle programlanıyor. Bişeyi sürekli yaparsan başka şeyi düşünmüyor, onu hep öyle yapıyor. o yüzden alışkanlıklarına çok dikkat et! neyi alışkanlık yaparsan hayatın ondan oluşucak unutma.
erken kalkmak kulağa berbat geliyor,  biliyorum ama erken kalkan yol alır hayatımda duyduğum en doğru şey. Bazen saat 8:30 da üç şey bitirmiş oluyorsun ve inanamıyorsun zamanın göreceliğine.
Dedikodu yapma! dekikodu nasıl bişey biliyor musun, böyle evinin içine çöp boşaltmışsın gibi. ağzını, içini, evini kokutuyor. Rahatlatır sanıyorsun ama pisletiyor insanı. gül geç. hem dedikodu yapanların başına mutlaka ayıpladıkları, beğenmedikleri, çekiştirip durdukları  şey gelir unutma. hayatın mizah anlayışı böyle.
kızlar güzel mi güzel bi’ kadın olduğunuzda  kendi atınız olsun. kendi paranızı kendiniz kazanın, onu şakır şakır harcayın. böylece ayrılıklarla ve boşanmalarla attan inip eşeğe binmezsiniz. atınız kimse altınızdan alamaz. dört nala başka yere gidebilirsiniz.
erkekler; yakışıklı mı yakışıklı bir erkek olduğunuzda kadınlara çocuklara ve hatta birbirinize asla el kaldırmayın. o güç, güç değil! kaba kuvvet o. korkudan kaynaklanır. kaybetme korkusundan. ve kimseyi avucunuzda sıkarak elinizde tutamazsınız. tam tersi avucu apaçık bırakıcaksınız.
kimseyi suçlama suçlamak; nasıl diyim, zehirli bi duygu. İnsanı frenler, insanı kurban psikolojisine sokar. Atıl bırakır. Hatta şimdiden duvara ” KENDİMİ SUÇLU HİSSETMİYORUM” yaz. 
” KENDİMİ SUÇLU HİSSETMİYORUM, KENDİMİ SUÇLU HİSSETMİYORUM, KENDİMİ SUÇLU HİSSETMİYORUM” yaz. çok faydasını görüceksin.
ceplerden, bilgisayarlardan televizyonlardan uzak bi saat ayır kendine. kendinle sosyalleş yoksa unutursun nasıl biri olduğunu. hayatın,  sana başkaları tarafından yansıtılmayan bi aslı var. onu dinle deniz kabuğu dinler gibi. yalnızlığını kimseye verme. yalnızlığın hariç her şeyi paylaş. çünkü hayat paylaşınca güzel.
Her gün şükret! Teşekkürü dualarından asla eksik etme. teşekkür kadar insana iyi gelen bişey yoktur. bi şeyi istemekten dilemekten bile iyidir. sıcacık yapar ruhunu. “bendeki bana yeter, hatta artar bile” dünyanın en güzel felsefesidir. birinden bi’ şey isteme  onun yerine birine bi’ şey ver, bak neler olucak seyret sonra.
karanlık günler olucak. düşüceksin de. yaralar da açıklıcak. o zamanlarda şunu unutma; tünel biticek. kalkıcaksın da, kabuk da bağlayacaksın. sevdiklerine bakıp usanmadan “seni seviyorum. “seni çok seviyorum” de. hatta “sen ne yaparsan yap, kim olursan ol sevicem” de.
korkmaktan korkma. ödün bile kopsun. sonra kapa gözünü bas karanlığına. belki biri taş döşemiştir, kim bilir…
Böbürlenme, Kibirlenme, Köpürme. Abart, Çoğalt, Parlat. Böbürlenme, Kibirlenme, Köpürme. Abart, Çoğalt, Parlat.
hergün bi yazar tarafından hayatının hikayelendirildiğini düşün ve dinle. böyle bi’ kahraman olmak ister miydin? istiyorsan başarıyorsun. ne mutlu sana.

o eski hücre | meditasyon

Standard

ommmmmmm…….

ooooommmmmmmmmm….

oooooooöhöö öhö öhömmm.

arkadaşlar ne bekliyordunuz yani meditasyon dedim diye ciddili burada meditasyon yöntemleri anlatıcak halim yok, sadece bir küçük öneri. önereceğim programın adı tam olarak “meditasyon.”

baştan söyleyeyim, ben deli miyim meditasyona ne ihtiyacım var diyenleri postun hemen ilk çıkışından yolcu ediyoruz. 👋🏻👋🏻👋🏻 güle güleyin.

meditasyon Read the rest of this entry

ne demek “artık seferi sayılmıyorsun”

Standard

eve döndüğünde hangi diş fırçasının sana ait olduğunu hatırlayamamak, valizindeki giysilerin artık evden ayrıldığındaki mevsime göre olmaması ve asla evcimen bir insan olmadığın halde tüm günü evde pinekleyerek geçirmek. annenin “neden ayağına terlik giymiyorsun” serzenişlerini bile özlemek. bir de “ne demek artık eve döndüğün için seferi sayılmıyorsun yaa”

evden çıktığımda mevsim yazdı, incecik beyaz gömleklerim efil efil pantolonlarımla tam bir turist ömer modundaydım. sene içinde her hafta ankara-mersin yaptığım için “misafir”lik babında ezberim iyi, ancak yazın rehavete alışmıştım, marinanın içindeki starbucks, sahilde bisiklet sürmekle geçen günler ve yanımdan hiç ayırmadığım bilgisayarımla günler benim için monoton ama huzurlu geçiyorudu. ^^ bayram arefesinde babamın arayıp verdiği kötü habere kadar. 😦 dedim ki, elif ya seferdir ya tahammül anla aşkın çaresi.

valizimi hazırladım, misafirliği maksimum bir hafta öngördüğüm için ve artık ankara’da kurulu bir evim olmadığı için zaten seferi sayılıyordum. fakat sonra istanbul-ankara seferleri başladı. kamil koç’un “ankara-istanbul istanbul-ankara arası seferlerde trafiği de beklemeyi de es geçiyoruz” diyen bant kaydını haftada en az dört kez dinler oldum. bu vesileyle eşyalarımı bölüştürdüğüm ev sayısı 4’e çıktı. artık nerede ne eşyam olduğunu hatırlamadığım için evlerden birinde bazı unutulmuş eşyalarımı bulunca yeni almış gibi sevinçler yaşıyorum. “aa ben bunu kaybettim sanıyordum, benim buyum mu varmış, tüh ya bunu unutup yenisini almıştım” falanlar filanlar.

bir haftalığına diye yanıma bilgisayarımı bile almadan çıktığım evime, bir buçuk ay sonra, mevsim yazdan kışa dönmüşken geri geldim. bir buçuk ayda değişen mevsimin gerekçesi tabii ki bozulan ekolojik denge. bir de benim dengelerim var ama onların bozulmasıyla ilgilenen kimse olduğunu sanmıyorum.

IMG_5951.JPG

bir de şey var, evden ayrılırken minicik olduğu halde döndüğümde boy atmış olarak bulduğum minnak kaktüscük. çok nazenin bir hanım arkadaşımdan hediyeydi. hediye edenin nazeninliğinden olacak, onu görünce aklıma şu beyit geliverdi:

Hâcesinden dün elif ezberleyen dürdânecik
El erişmez şimdi bir serv-i hırâmân oldu gel

(Necâtî)

şimdi ben bir süre gül çayı içip hafız divanı’mdan ayrı geçen günlerin kazasını yapayım. ne de olsa bir haftaya kalmadan bana yine yollar görünecek… kapıları açan rabbimiz, bize hayır kapılarıyla birlikte hayır yollarını da açsın. amin…

küçücük serçecik mutluluklar

Standard

Apple Müzik’te 90’lar pop listesini dinlemek.

Güzel gösteriyor diye üstünde serçecik bir kuş olan cep aynasını satın almak.

Kendine macaron almak, tercihen güllü frambuazlı, limonlu ama sadece divan pastanesinden :’)

Tek başınayken bile en güzel kahvaltıyı hazırlamak.

Okuldaki odaya, ofisteki masaya çiçekler almak. (ah neşesi yeter)

Gül çayı içmek.

Rüyada güzel bir bebek görmek (biraz özlemle uyanmaya sebep olsa bile…)

Her gün yanından geçtiğin kafeye uğrayıp aslında çok güzel bir yer olduğunu farketmek.

Saklı güzellikleri keşfetmek.

Santur çalan sokak sanatçısını dinlemek.

Bir turistten “güzel gülüşün için teşekkürler” iltifatı almak :’)

Bir de onun sesini duymak, onu görmek, karşılaşınca gülümsemesi falan var ama bunları küçük mutluluklar listesine alırsam allah beni taş eder.

Sizin küçük mutluluklarınız neler? 🙈

🌿

balık pulu mu deniz kızı pulu mu?

Standard

Bazen size de oluyor mu? Çünkü bana hep oluyor da. Her şeyi anlamlandırmaya çalışıyorum. Sanki her şeyi anlamlandıramazsam hiçbir şeyi çözemem gibi geliyor. (Size daha önce hiçbir şeyi anlamadığı için her şeyden anlam çıkaran kızın hikayesini anlatmış mıydım?) Geçen gün bir kahvecide satılan bardağı gösterdi arkadaşım, üzerinde pul benzeri yaldızlı desenler var, “Çok güzel değil mi?” diye sordu. Onun çok güzel olduğuna karar verebilmek için o pulların ne manaya geldiğini anlamam gerekiyordu, dedim ki “Ne yani bunlar, balık pulu mu yoksa deniz kızı pulu mu?” Arkadaşım, “Elif her şeyi anlamlandırmak zorunda değilsin, sadece güzel işte, dümdüz; güzel” deyiverdi.

Bazen saçma gelir ama çok zaman yerindedir. Bir duygu örneğin özlem, bir duygu örneğin huzur. ‘Küllü men aleyha fân’ düsturunca hepsi gelip geçicidir amenna. Ama bu duyguların asıl sebebini anlamaya çalışırsak bazı taşlar yerine oturmaz mı? Söz gelimi bir şeyi özlüyoruz, belki kavuşması mümkün olmayan bir şey bu. Onu neden özlediğimizi anlamak bu duyguyu başka bir duyguyla ikame etmek için bir çözüm yolu sunuyor. Şimdi biraz daha spesifik konuşacağım, bu yazıdan edebî beklentinizi yeterince düşürdüyseniz devam ediyorum; x şahsını x nesnesini x heyvanını özlüyoruz. Ama x şahsı x nesnesi x heyvanı artık başka bir şehirde; bozuldu yahut kırıldı; bir başkasına sahiplendirildi. Ya da onunla geçirdiğimiz vakit bize zarar veriyor, ya da o nesne bize ait değil ve sahibi kullanmamızı istemiyor, ya da vahşi bir heyvan olduğu için can sağlığımızı tehlikeye atıyor. X’in imkansızlığı tanımlandıysa, onunla geçirdiğimiz vakti neden özlediğimizi tanımlamaya geri dönelim. X bir insan olduğu durumda, (evet x’e büyük bir değer vermiş olduk böylece) bize zarar verdiğini düşündüğümüzden onunla görüşmüyor ve buna rağmen onunla geçirdiğimiz zamanları özlüyorsak; öncelikle neden özlediğimizi tespit etmemiz gerekir. Söz gelimi x gezmeyi seven, eğlenmeyi de az çok bilen bir insan olsun, onunla birlikteyken içimizdeki çocuğun neşesi ortaya çıksın, ama içimizdeki çocuk onun içindeki çocuktan sürekli dayak yiyor, onun eleştirilerine ve alaylarına maruz kalıyor olsun. Haydaa ne oldu şimdi ya? Hdhsjs ay sinirim bozuldu, neyse devam ediyoruz, x’i tanımladık, özlem duygusunu tanımladık, öyleyse gerekçeli karar açıklansın;

Müvekkilimin içindeki çocuğu neşelendirmek için dayak yeme pahasına x şahsıyla görüşmesinin mantıksız olması, müvekkilimin tek başına pekala daha kaliteli vakit geçirebilmesi, içindeki çocuğu bir başka mızmız çocuğun yönlendirmelerine maruz kalmadan istediği yere götürüp gezdirebilmesi, mutlu olmak için bedeller ödemek zorunda olmaması gerekçesiyle bu bağımlılıktan azade bırakılmasını talep ediyorum.

Bu duygu özlem değil de huzur olabilir. huzur da gelip geçicidir, evet tahammül ve sabır ordularımızı gelmemiş vakit ve geçmiş vakit cephelerine, oralarda henüz ve artık düşman olmadığı halde yönlendirmek biraz ahmaklık sayılabilir; ama huzurun kalitesini ölçmek için sebebine vakıf olmamız gerekmez mi? Anda huzurluyum, ama neden huzurluyum. Bir yükü omzumdan atmış olmanın huzurunu ya da bir şeyi elde etmenin huzurunu yaşıyorum belki. Ya da öyle zannediyorum. Onun da sahiciliğini ve gerekli olup olmadığını sorgulamam gerekiyor. Nefsimin arzuladığı şeyin huzuru mu bu? Bana uzun vadede huzur mu getirecek yoksa mutsuzluk mu? Bunu bilmem gerekiyor.

Bir yerde okumuştum, çoğu kez düştüğümde onun fikrine ve yönlendirmesine ihtiyaç duyduğum birinin yazısı; “İnsan, elde ettiğinde başında oturup anlamsızlıkla başbaşa kalacağı şeylerin peşinde zamanını-duygularını harcayıp harcamadığını sorgulamalı” diyordu. Tek kelimeyle muhteşem bir karar mekanizması oluşturuyor insana bu söz. Huzurun da umudun da mutluluğun da mutsuzluğun da anlamını sorgulamalı insan. Kendisine bir günlük rızık olarak verilen ve yalnızca o güne yetecek olan sabır nimetini geçmişe ve geleceğe harcamadan, anda kalarak ama anın da gerçekçiliğini ve gerekliliğini ölçüp tartarak…