Category Archives: Güncel

ne demek “artık seferi sayılmıyorsun”

Standard

eve döndüğünde hangi diş fırçasının sana ait olduğunu hatırlayamamak, valizindeki giysilerin artık evden ayrıldığındaki mevsime göre olmaması ve asla evcimen bir insan olmadığın halde tüm günü evde pinekleyerek geçirmek. annenin “neden ayağına terlik giymiyorsun” serzenişlerini bile özlemek. bir de “ne demek artık eve döndüğün için seferi sayılmıyorsun yaa”

evden çıktığımda mevsim yazdı, incecik beyaz gömleklerim efil efil pantolonlarımla tam bir turist ömer modundaydım. sene içinde her hafta ankara-mersin yaptığım için “misafir”lik babında ezberim iyi, ancak yazın rehavete alışmıştım, marinanın içindeki starbucks, sahilde bisiklet sürmekle geçen günler ve yanımdan hiç ayırmadığım bilgisayarımla günler benim için monoton ama huzurlu geçiyorudu. ^^ bayram arefesinde babamın arayıp verdiği kötü habere kadar. 😦 dedim ki, elif ya seferdir ya tahammül anla aşkın çaresi.

valizimi hazırladım, misafirliği maksimum bir hafta öngördüğüm için ve artık ankara’da kurulu bir evim olmadığı için zaten seferi sayılıyordum. fakat sonra istanbul-ankara seferleri başladı. kamil koç’un “ankara-istanbul istanbul-ankara arası seferlerde trafiği de beklemeyi de es geçiyoruz” diyen bant kaydını haftada en az dört kez dinler oldum. bu vesileyle eşyalarımı bölüştürdüğüm ev sayısı 4’e çıktı. artık nerede ne eşyam olduğunu hatırlamadığım için evlerden birinde bazı unutulmuş eşyalarımı bulunca yeni almış gibi sevinçler yaşıyorum. “aa ben bunu kaybettim sanıyordum, benim buyum mu varmış, tüh ya bunu unutup yenisini almıştım” falanlar filanlar.

bir haftalığına diye yanıma bilgisayarımı bile almadan çıktığım evime, bir buçuk ay sonra, mevsim yazdan kışa dönmüşken geri geldim. bir buçuk ayda değişen mevsimin gerekçesi tabii ki bozulan ekolojik denge. bir de benim dengelerim var ama onların bozulmasıyla ilgilenen kimse olduğunu sanmıyorum.

IMG_5951.JPG

bir de şey var, evden ayrılırken minicik olduğu halde döndüğümde boy atmış olarak bulduğum minnak kaktüscük. çok nazenin bir hanım arkadaşımdan hediyeydi. hediye edenin nazeninliğinden olacak, onu görünce aklıma şu beyit geliverdi:

Hâcesinden dün elif ezberleyen dürdânecik
El erişmez şimdi bir serv-i hırâmân oldu gel

(Necâtî)

şimdi ben bir süre gül çayı içip hafız divanı’mdan ayrı geçen günlerin kazasını yapayım. ne de olsa bir haftaya kalmadan bana yine yollar görünecek… kapıları açan rabbimiz, bize hayır kapılarıyla birlikte hayır yollarını da açsın. amin…

balık pulu mu deniz kızı pulu mu?

Standard

Bazen size de oluyor mu? Çünkü bana hep oluyor da. Her şeyi anlamlandırmaya çalışıyorum. Sanki her şeyi anlamlandıramazsam hiçbir şeyi çözemem gibi geliyor. (Size daha önce hiçbir şeyi anlamadığı için her şeyden anlam çıkaran kızın hikayesini anlatmış mıydım?) Geçen gün bir kahvecide satılan bardağı gösterdi arkadaşım, üzerinde pul benzeri yaldızlı desenler var, “Çok güzel değil mi?” diye sordu. Onun çok güzel olduğuna karar verebilmek için o pulların ne manaya geldiğini anlamam gerekiyordu, dedim ki “Ne yani bunlar, balık pulu mu yoksa deniz kızı pulu mu?” Arkadaşım, “Elif her şeyi anlamlandırmak zorunda değilsin, sadece güzel işte, dümdüz; güzel” deyiverdi.

Bazen saçma gelir ama çok zaman yerindedir. Bir duygu örneğin özlem, bir duygu örneğin huzur. ‘Küllü men aleyha fân’ düsturunca hepsi gelip geçicidir amenna. Ama bu duyguların asıl sebebini anlamaya çalışırsak bazı taşlar yerine oturmaz mı? Söz gelimi bir şeyi özlüyoruz, belki kavuşması mümkün olmayan bir şey bu. Onu neden özlediğimizi anlamak bu duyguyu başka bir duyguyla ikame etmek için bir çözüm yolu sunuyor. Şimdi biraz daha spesifik konuşacağım, bu yazıdan edebî beklentinizi yeterince düşürdüyseniz devam ediyorum; x şahsını x nesnesini x heyvanını özlüyoruz. Ama x şahsı x nesnesi x heyvanı artık başka bir şehirde; bozuldu yahut kırıldı; bir başkasına sahiplendirildi. Ya da onunla geçirdiğimiz vakit bize zarar veriyor, ya da o nesne bize ait değil ve sahibi kullanmamızı istemiyor, ya da vahşi bir heyvan olduğu için can sağlığımızı tehlikeye atıyor. X’in imkansızlığı tanımlandıysa, onunla geçirdiğimiz vakti neden özlediğimizi tanımlamaya geri dönelim. X bir insan olduğu durumda, (evet x’e büyük bir değer vermiş olduk böylece) bize zarar verdiğini düşündüğümüzden onunla görüşmüyor ve buna rağmen onunla geçirdiğimiz zamanları özlüyorsak; öncelikle neden özlediğimizi tespit etmemiz gerekir. Söz gelimi x gezmeyi seven, eğlenmeyi de az çok bilen bir insan olsun, onunla birlikteyken içimizdeki çocuğun neşesi ortaya çıksın, ama içimizdeki çocuk onun içindeki çocuktan sürekli dayak yiyor, onun eleştirilerine ve alaylarına maruz kalıyor olsun. Haydaa ne oldu şimdi ya? Hdhsjs ay sinirim bozuldu, neyse devam ediyoruz, x’i tanımladık, özlem duygusunu tanımladık, öyleyse gerekçeli karar açıklansın;

Müvekkilimin içindeki çocuğu neşelendirmek için dayak yeme pahasına x şahsıyla görüşmesinin mantıksız olması, müvekkilimin tek başına pekala daha kaliteli vakit geçirebilmesi, içindeki çocuğu bir başka mızmız çocuğun yönlendirmelerine maruz kalmadan istediği yere götürüp gezdirebilmesi, mutlu olmak için bedeller ödemek zorunda olmaması gerekçesiyle bu bağımlılıktan azade bırakılmasını talep ediyorum.

Bu duygu özlem değil de huzur olabilir. huzur da gelip geçicidir, evet tahammül ve sabır ordularımızı gelmemiş vakit ve geçmiş vakit cephelerine, oralarda henüz ve artık düşman olmadığı halde yönlendirmek biraz ahmaklık sayılabilir; ama huzurun kalitesini ölçmek için sebebine vakıf olmamız gerekmez mi? Anda huzurluyum, ama neden huzurluyum. Bir yükü omzumdan atmış olmanın huzurunu ya da bir şeyi elde etmenin huzurunu yaşıyorum belki. Ya da öyle zannediyorum. Onun da sahiciliğini ve gerekli olup olmadığını sorgulamam gerekiyor. Nefsimin arzuladığı şeyin huzuru mu bu? Bana uzun vadede huzur mu getirecek yoksa mutsuzluk mu? Bunu bilmem gerekiyor.

Bir yerde okumuştum, çoğu kez düştüğümde onun fikrine ve yönlendirmesine ihtiyaç duyduğum birinin yazısı; “İnsan, elde ettiğinde başında oturup anlamsızlıkla başbaşa kalacağı şeylerin peşinde zamanını-duygularını harcayıp harcamadığını sorgulamalı” diyordu. Tek kelimeyle muhteşem bir karar mekanizması oluşturuyor insana bu söz. Huzurun da umudun da mutluluğun da mutsuzluğun da anlamını sorgulamalı insan. Kendisine bir günlük rızık olarak verilen ve yalnızca o güne yetecek olan sabır nimetini geçmişe ve geleceğe harcamadan, anda kalarak ama anın da gerçekçiliğini ve gerekliliğini ölçüp tartarak…

ben yine anlatmak istiyorum*

Standard

sabah şu cümlelerle güne başlamıştım:

Güzel bir şey olsun diyorum. Aniden olsun. Şu beyazların profilimde aniden belirmesi gibi bir şey mesela. Ama güzel şeyler kendiliğinden olmuyor, dışarı çıkıp onları araman gerekiyor. Parklara koşman, zaman akışında kilitli kalmış bir noktayı çözecek bir yazı okuman, harekete geçmen gerekiyor. Çözüm getiremeyeceğin şeyleri düşünmeyi bırakman, çözüm vakti gelene kadar sabretmen gerekiyor. Allah kuluna zulmetmez unutma, mutlaka her şeyin bir sebebi var. Allah’ın senin omzuna yüklemediği şeyleri sen sırtlanmaya çalışma. Vazife-i uluhiyete karışmakla gayret etmek arasındaki ince çizgiyi aşma. Üç küçük çocuk her bir kanepeden kendini aşağı bırakıp seni “ölüyorum kurtar elif” diye korkuturken kaldığın çaresiz anı hatırla. Oturup odanın orta yerinde ağlamıştın birine yetişmeye çalışırken diğerini tutamadığına. O zaman 5-6 yaşlarındaydın. Sen kimseyi o kişinin kendini düşündüğünden daha çok düşünemezsin. En önemlisi, kimseyi rahmeti ve merhameti sınırsız olan yüce Rabbinden daha çok koruyup kollayamazsın. Dua et, yeşile koş, maviyi seyret ve omzundaki kendi yükünü gemiye kadar taşı, gemiye bindiğinde yükünü çöz, geminin kaptanına güven…

evden çıktım, otobuse binmek istemedim, ne yapacağımı bilmiyordum, ne olacaksa olsun dedim. yürüdüm yürüdüm, yolumun üstünde ayrancı antika pazarı çıkıverdi karşıma. vintiic olan ne varsa çok severim, ruhum da biraz vintiic nitekim.

anladım ki güzel şeyler durduğun yerde sana gelmiyor, sen onlara gideceksin…

günümü güzelleştiren başka bir detay, camide koşturan küçük kız ve çıktığı kürsüden çotank diye düşüveren minik oğlan 🙂

Gerekli görülen not: çocuk düştüğü yerden sapasağlam şekilde zıplayarak kalktı:)

11 muharrem 1439 Ankara Kocatepe Camisi…

bayram ederler yâr ile şimdi

Standard

Dilâ iydest, herkesî dest-i yâr-i hiş bûsed

Garîbem bî-kesem men dest-i gam gam dest-i men bûsed

DIkvP8nW0AA2HtR.jpg

Ey gönül! Bayramdır; herkes kendi yârinin elini öper… Bense garibim, kimsesizim, ben gamın elini öperim, gam benim elimi öper…

 

o eski hücre | dün dağlarda dolaştım

Standard

dün dağlarda dolaştım, evde yoktum. dizelerini hayata geçiriyorum bu sıralar. akdeniz’de yazın yaylalara kaçmak hayati bir ihtiyaç. nem ve sıcaklık dayanılmaz oranlarda. küçüklükten kalma bir gelenekti bizde, fındıkpınarı yaylasına giderken yolda bir fırından sıcak pide ve tulum peyniri alırdık. sanırım bu yüzden, fındıkpınarına giderken canım hep tulum peyniri ve sıcak ekmek ister. bu defa karnımız açtı, yine bir fırında durduk ama bu defa içli pide yaptırdık. içli pide ne m’ola? ayıp olmasın diye içeriğini söylemediğim pide. yoksa bir pide içlenecek ne yaşamış olabilir şu hayatta? 

IMG_3404.JPG

pidelerin siparişini verip ikindi namazını eda etmek için yakındaki bir camiye girdik. geziyi babamla yaptığım için yol boyu babamın gençlik hatıralarını dinledim. o kadar ki, halamların annemi görüp de beğendiği camide namaz kıldık, avlusunda oturup annemin babamı nasıl etkileyip de evlenmeye ikna ettiğini konuştuk. annem kuran kursu hocası, babam da müttaki bir genç, tanıştırıldıkları gün risale-i nur’dan sohbetler yaparak annemi etkilemeyi başarıyor sonrasında da birtakım zorlu mücadelelerle kızı alıyorlar.

IMG_3406.JPG

ikindi güneşinin cami penceresinden kıble yönüne yatay düşmesi… ve buna  ikindi vakti her camide olduğumda dikkat etmem. keriz mutluluğu olabilir mi?

IMG_3405.JPG

caminin yanındaki bir evden sokağa taşan böğürtlenler. göz hakkı?

IMG_3401.JPG

arabayı yemek yediğimiz fırının yakınına bırakıyoruz ve babamın dayısının evine doğru yürüyoruz. normalde evin önüne park ederdik ama bu kez ikimiz de yürümek istedik. Benim elimde babamın minik çiftliğinden topladığımız tavuk yumurtaları var. o da bir karpuzu sırtlanmış. gidiyoruz.

IMG_3397.JPG

büyük dayının evine çıkan bu yokuşu seviyorum, babam yerdeki çiçeği gösterip, bak bu hatmi çiçeği diyor, sonra barış manço’nun şarkısını mırıldanıyoruz.

IMG_3403.JPG

bu çiçeğin adı da acem borusu, büyük dayı her defasında benim bölümümü unuttuğu için ona fars dilinde doktora yaptığımı tekrar hatırlatıp dua istiyorum. büyük dayı farsça bildiğimi duyunca soruyor, şoma farsi midanid? beli, diyorum.

Processed with VSCO with g3 preset

büyük dayının evini ve pencerelerini seviyorum. instagörllüğün hakkını vermem gerektiği için bütün odalardan fotoğraf çekiyorum 🙂

Processed with VSCO with g3 preset

Processed with VSCO with g3 preset

IMG_3408.JPG

büyük dayının kulakları iyi duymuyor, dolayısıyla sohbetlere çok katılamıyor, arada uyukluyor tekrar uyanıyor. giderken yine elini öpüyoruz, dua istiyoruz. geçen sene de burada paylaştığım bir fotonun aynısını çekiyorum; fotonun adı: “seninle şöyle bir oturup konuşamadık sandalyeleri” olarak kalıyor. bu fotoyu da büyük dayıya atfediyorum.

 

 

Farsça Altyazı İndirme- Uyarlama

Standard

Merhaba yıllar sonra!
Biraz daha yazmasam nasıl post yazacağımı unutuyormuşum 🙂

İstediğiniz dizi-film-anime vb her şeyi farsça altyazılı izlemek isterseniz talimatlarımı takip edin…
Biraz uzun ve karmaşık ancak dil öğrenmenin en zevkli yöntemi film-dizi izleyerek öğrenmektir.

İlk olarak http://www.delinetciler.net/forum/indir/71-cesitli/199-notepad-5-9-3/

linke tıklayarak uyarlama programını indiriyoruz, isterseniz bu aşamayı altyazıyı indirdikten sonraya da saklayabilirsiniz, belki altyazıyı uyarlamanıza gerek kalmaz, boşuna indirmemiş olursunuz.

İkinci olarak  http://www.farsisubtitle.com sitesine giriyoruz.

İndirme Yükleme ve üye olma kısımlarından “indirme” kısmına tıklıyoruz.

aşama-1

Buradan film-kısa film-dizi-anime vb seçeneklerden istediğiniz birini tıklıyorsunuz…Bu aşama ingilizce açıklamalar da olduğu için daha kolay .
Alfabetik sıralamadan istediğiniz diz-filmi bulmanız daha kolay oluyor, Dexter, American Horror Story vs vs ne arasanız bütün dizileri filmleri bulmanız mümkün.
İstediğiniz altyazıyı bulduktan sonra download seçeneğinden indiriyorsunuz… Bu kısım kolay olduğu için ayrıca resim eklemedim.

aşama0

Eğer indirmiş olduğunuz altyazıyı not defteri desteklemiyorsa, yani Farsça karakterler gözükmüyorsa, ilk başta verdiğim linkten indirmiş olduğunuz program devreye giriyor, altyazıyı Edit with Notepad programıyla birlikte açıyorsunuz.


Adsız

Kodlama-Karakter Grubu-Arapça-Windows 1256 seçeneklerini seçiyoruz, anlamsız karakterlerin hepsi Farsçaya dönüyor.

aşama4
Tam da bu hale geliyor iştee 🙂 Sonra tümünü kopyalıyorsunuz bu yazının…

işbe boyle

eröörr işlem tamam değil sizi kandırdım! Bir küçük nokta daha kaldı, kapatıp kaydedeceğiniz zaman karşınıza şöyle bir kutucuk çıkacak, siz de İPTAL seçeneğini seçiipp…

iptal
Sonra çıkan açılır pencereden UNICODE’yi seçip kaydedip kapatıyorsunuzz…

sonn 
KAYDET dedikten sonra işlem tamam…

İyi Seyirler! 🙂

kanca
“Eğer beni de birlikte götüreceğinize söz verirseniz…” diyor kanca… Once upon a time’dan bir sahne. Şiddetle tavsiyedir. 😉