Category Archives: Kitap

o eski hücre | kitap

Standard

nil karaibrahimgil’in “kelebeğin hayat sırları” adlı kitabı. kişisel gelişim zırvalarından değil ama güzel motivasyonlarla dolu bir kitap. bildiğimiz nil üslubu, çok keyifli; insanda eyleme dökme isteği oluşturan, bilgiççe değil samimiyetle yazılmış yazılar, tavsiyeler ve aydınlanmalar. ben sevdim, biraz kendinize vakit ayırmak istiyorsanız mutlaka okuyun ❤️

Büyük Cevşen, Evrad-ı Kudsiye, Terapi.

Standard

İçinde bulunduğumuz günlerin mahiyeti malum. Ankara hayalet şehre dönmüş vaziyette. Pazar günü mecburen sokağa çıkan birkaç insan olarak birbirimize şüphe ile bakıyorduk. Bizim evde, mecburi durumlarda bile evden çıkmak yasaklandığı için, yasağı delip çıkmanın vicdan azabı da vardı. Herkesin söylediği tek bir şey var, kendimiz için değil, sevdiklerimiz için korkuyoruz. Bu hakikaten böyle. Bize bir şey olsa onlar vicdan azabı ve acı çekecek. Yahut Allah muhafaza sevdiklerimizin yanlış zamanda yanlış yerde olmaları ihtimali.

Saldırıda hayatını kaybeden ve inşaallah imanla göçüp şehit olanlar, cennette onları bekleyen mükafatlar karşısında diyeceklerdir ki, biz çok küçük bir bedel karşısında bu mükafatları aldık. Ve biz onlara gıpta ile bakacağız. Read the rest of this entry

Üzüntüden Kurtulma Yolları

Standard

IMG_20160225_142701

 

“Sonunda üç şey önemlidir; ne kadar sevdiğin, ne kadar nazik yaşadığın ve senin yazgında olmayan şeylerden nasıl zarafetle vazgeçebildiğin.” diyor Buddha. Bazı vakitler, yazgımızda olmayan şeylerden vazgeçmek ağır geliyor. Çünkü sonsuz sevme kabiliyetiyle donanmışız. Şu dünyadaki her şeyle alakadarız. Bediüzzaman hazretleri, bu halet-i ruhiyeyi “Kâinatın ekser envâıyla alâkadar ve o alâkadarlık yüzünden perişan ve keşmekeş içinde boğulmak derecesine gelen ruh-ı beşer” diye tabir ediyor.

Bu gibi durumlarda nereye müracaat edeceğimiz önemli bir mesele. “Ya Baki entel Baki” deyip, bütün bu keşmekeşten kurtulabilmek mümkün elbette. “Giden gitsin, baki ve hakiki olan yalnız sensin” diyebilmek. Ama bu zikir, insanın kalbine hitap ediyor. Ve bazen kalplerimiz katılaşıyor. Bazen bu zikrin mana-yı hakikisine vakıf olamıyoruz. “Kalplerin ayakları vardır kayar” diyor İmam-ı Rabbanî. Her zaman aynı bilinç eşiğinde olamıyoruz. İsyana sürükleniyoruz vesaire…

Hal böyle iken iki gramcık aklımız kaldıysa, ona da müracaat etmek gerektiğini düşünüyorum. Aklın mizanları ile kalbin mizanları aynı olmadığı için, aynı meseleyi iki farklı mizanla tartmak, farklı sonuçlar getirebilir. Belki kalbî değil, aklî hareket ediyorsak, yahut en azından aklımıza da bir şans vermeye açıksak, çözüme daha çabuk ulaşabiliriz.

Yakup b. İshak el Kindî’nin yazdığı risale, tam olarak aklın mizanları ile üzüntüden kurtulmanın yollarını anlatıyor. Aslında iki kere ikinin dört ettiğini anlatıyor ama aklı da razı edecek şekilde. Hiçbir açıklık bırakmayacak kadar net. Bir de alim zatların yazdığı eserlerde, farkında olmadan kalbimize tesir eden bir şeyler oluyor. Yaşanarak, sindirilerek yazılmış olmasının bunda etkili olduğunu düşünüyorum. Bir tür keramet gibi. Hem akla hem kalbe hitap ediyor.

Bu eser ahlak felsefesi alanında yazılmış çok meşhur kitaplardan biriymiş. TDV yayınları tarafından hazırlanmış. Beş kitaplık Ahlak Klasikleri serisinin dördüncü kitabı. Diyanetin hazırladığı kitaplar her zaman fiyat olarak uygun ve görsel açıdan kaliteli oluyor. Bu da onlardan. Yalnız, eserin yarısı inceleme kısmından oluşuyor, risale  yaklaşık 50 sayfa. Her sayfada Arapça orijinali ve tercümesi bulunuyor.

Eseri buradan inceleyebilir, sipariş verebilirsiniz.

Son olarak, meşhur bir baba sözü der ki, Allah lutf-ı inayetiyle alır da cennetine koyarsa, rahat ancak orada. Allah imtihanlarımızı kolaylaştırsın.

Vesselam.

Kitaplar Kitaplar…

Standard

Sevgi Soysal’ın Yenişehir’de Bir Öğle Vakti kitabı, yine bundan önce okuduklarım gibi 12 Mart dönemini anlatıyor, ama teknik bu defa farklı ve bence çok orijinal, romandaki bütün karakterlerin yaşam öyküsünü okuyabildiğiniz halde, roman baştan sona bir öğle vakti, kavak ağacının yıkılışını anlatıyor. Yani roman sadece 1-2 saati kapsamasına karşın, siz kahramanların tümünün yaşam öyküsünü dinlemiş oluyorsunuz.

Kitabın arkasında, “herkesi ilgilendiren toplumsal toplumsal bir olayın 3 kişi üzerinden anlatılması” diye yazıyor. Bu üç kişi Doğan, Olcay ve Ali. Sevgili, kardeş ve arkadaş üçleminde 3 genç .

Sayfa düzeninden midir yoksa gerçekten çok mu akıcıydı bilmiyorum ama 270 sayfalık kitabı bir oturuşta okuyabiliyorsunuz. Ben Harry Potter’ı en son bu kadar hızlı okuduğumu hatırlıyorum 🙂

 

 

 

 

Bir de Okumaya niyetlendiğim ancak uzun zamandır kenarda bekleyen kitaplardan biri, 1924 Bir Fotoğrafın Uzun Hikayesi ( Beşir Ayvazoğlu)  Daha önce Yahya Kemal’in hayatını roman şeklinde anlattığı “Bozgunda Fetih Rüyası” ve Ahmet Haşim’in hayatını konu alan kitabı “Ömrüm Benim Bir Ateşti” kitabını okumuştum.

Yahya Kemal’in hayatını belgelere dayandırıp roman haline çok başarılı bir şekilde getirmiş, çok akıcı hatta sürükleyici bile diyebileceğim bir üslubu vardı. Yazılan her şeyin belgelere dayalı olduğunu bilmek de, insanı romanın içine daha çok sürüklüyor, her anın gerçekten yaşandığı hissi daha anlamlı kılıyor bence kitabı.

Ki bana Yahya Kemal’i bir okul dönemi anlatsalar zihnime bu kadar yer etmezdi. Zaten o kitabı okuduktan sonra, eğitim sistemimize hepten küfreder hale geldim, İskender Pala hayranlarının affına sığınarak söylüyorum ki, beş para etmez kitaplarının okullarda 100 temel eser arasındaymış gibi okutulması, hiçbir belgeye dayandırılmayan biyografik romanlarından, lise öğrencilerinin sınavda sorumlu tutulması,  Beşir Ayvazoğlu’nu okuduktan sonra beni hepten çileden çıkarmıştı. Ancak Ahmet Haşim’in hayatını son derece sıkıcı ve şairi yerden yere vurarak anlatmasına, o da yetmezmiş gibi, Yahya Kemal’i anlattığı kitabında, Ahmet Haşim için “yılan gibi zehirli dilli” diye bir tabir kullanmasına  bozulmadım değil :)) Ahmet Haşim’in şiirlerine hayranım çünkü.

Sözün özü, bir fotoğraftan yola çıkarak Mehmet Akif Ersoy’un ağzından anlatılmış olan bu eseri de en kısa zamanda okumayı planlıyorum. 

Şimdilik Te bu ka. Allah’a emanet olunuz.

Takdir Edersiniz Ki Her Posta Bir Başlık Bulmak Kolay Olmuyor.

Standard


Merhaba.

En son yazdığım kitap postunda Oğuz Atay’ın “Tehlikeli Oyunlar”ı vardı.1972 yılında yazılmış bir roman olarak, postmodernliğin zirvesindeydi diyebilirim. Roman kurmaca bir düzlem üzerine kuruluydu (üstkurmacı tekniğin Türk Edebiyatında kullanıldığı ilk roman buymuş zaten) yer yer okuduğunuz pek çok şeyin varlığından şüpheye düşüyordunuz, örneğin kitabın baş kişisi olan Hikmet Benol’ün bile varlığı, bir noktada şüpheli hale geliyordu. Dolayısıyla her şeyin bir oyundan ibaret olabileceği düşüncesi, her bölümde okuduklarınıza temkinle yaklaşmanızı gerektiyordu. İnanılmaz akıcı ve  nüktelerle dolu bir kitap. Şiddetle tavsiye ediyorum.

Ayrıca şunu da belirtmek istiyorum ki, önsöz okumaktan nefret eden bir insan olarak bu kitabın da önsözünü okumamıştım, iyi ki okumamışım, kitap bittikten sonra okudum, önsöz yazarı resmen kitabın sonunu yazmış. Bu kadar ağır spoiler içeren bir önsöz de olur muymuş dedim. (Hiç önsöz okumadığım için cevabını bilemedim tabi)

Oğuz Atay’ın “Korkuyu Beklerken” kitabına da yine aynı arkadaşımın tavsiyesi ve Tehlikeli Oyunlar’ın referansı ile başlıyorum, Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar’dan sonra bu kitabın ince olmasına o kadar sevindim ki 🙂 (Duyan da zorla okuyorum zannedecek.)

Diğer bi kitap da Beşir Ayvazoğlu’nun “Bozgun’da Fetih Rüyası” adlı Yahya Kemal’i anlattığı biyografik romanı.Yahya Kemal’in hayatı, şiir dünyasının oluşumu olan “Açık Deniz” şiirinden yola çıkarak roman gibi kurgulanmış. Beşir Ayvazoğlu’nun yine Kapı yayınlarından çıkan Ahmet Haşim biyografisini (Ömrüm Benim Bir Ateşti) okumuştum, o tamamen belgelere dayalı yazılmış biyografik bir kitaptı. Bu da aynı şekilde belgelere dayandırılmış ancak roman olarak kurgulanmış. 

Her iki kitaba da merakla ve istekle başlıyorum, bitirdikten sonra fikirlerimi paylaşırım.
Şimdilik bu kadar.

gud nayt.
 

Iqra’

Standard

Sanırım bu hattan ilham alınarak yapılmış çok güzel bir kitaplık, bu meşhur bir hat mı bilmiyorum, öyleyse cahilliğimi mazur görün, ben bu kitaplığa bayıldım,Üzerinde vahyolunan ilk ayet olan “ikra” yazıyor, yani “oku” Bi de her şeyde bir kusur bulduğum gibi bunda da buluverdim, kitaplıktaki ikinci elif’in üzerinde hemze olması gerekmiyor mu? Yine de şimdiden nereden nasıl yaptırabilirim düşünüyorum,ben hemze de koydururum 😛

Bakalım siz de beğenecek misiniz 🙂

Resmi aldığım yer için tık tık