Category Archives: Şiir

günlerin mahiyeti.

Standard

FullSizeRender.jpg

 

münacaat

Bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylak
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.

Hata yapmak
fırsatını Adem’e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.

Çeşme var, kurnası murdar
yazgım kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi.

Gençtim ya, ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da
gözyaşı, çiğ tanesi, gizli dert veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim.
Vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!
Yola madem
çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
hava bozar, yüzüm eğik giderdim yine
yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar
yola devam ederdim.

Gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.

Oysa bu sürgün yeri, bu pıtraklı diyar
ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde
hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık
bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için
kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık
eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
ah, bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı
doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız
ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık
gönendi dünya bundan istifade
dünya bayındırladı:
Bir yakış, bir yanış tasarımı beride
öte yakada bir benî adem
her gün küsülü kaldık.

Bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan
artık bu yaşa erdirdin beni, anladım
gençken almadın canımı, bilmedim
demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer
çiğ tanesi sanmak ne cüret, gözyaşıymış
insanın insana raptolduğu cevher.

Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?

İsmet Özel

mâra

Standard

 

bilmemek bilmekten iyidir
düşünmeden yaşayalım
mâra
günü ve saatleri ne yapacaksın
senelerin bile ehemmiyeti yoktur
seni ne tanıdığım günleri hatırlarım
ne seneleri
yalnız seni hatırlarım
ki benim gibi bir insansın

tanımamak tanımaktan iyidir
seni bir kere tanıdıktan sonra
yaşamak acısını da tanıdım
bu acıyı beraber tadalım

mâra

başım omuzunda iken sayıkladığıma bakma
beni istediğin yere götür
ikimiz de ne uykudayız
ne uyanık

Asaf Halet Çelebi

Eyvahlar olsun, işte bu, insanı öldürür…

Standard

 

دلا عیدست هر کسی دست یار خویش بوسد
غریبم بی کسم من دست غم غم دست من بوسد

Delâ eydest harkasi dasti yari khish boosad/Gharibam bi-kasam man dasti gam, gam dasti man boosad

Ey gönül! Bayramdır, herkes kendi sevgilisinin elini öper, (Bense) garibim, kimsesizim; gam benim elimi, ben gamın elini öperim…

Gözlerim Yaşı Sikke-i Zer Değil Midür?

Standard

Şimdi anun hevâsına hutbe ohınur aduma
Yüzde bu gözlerim yaşu sikke-i zer değil midür

Kadı Burhaneddin

(Sikke-i Zer: Altın Para) Osmanlı’da hutbe okutup padişahın kendi adına sikke bastırması, saltanat alametlerindendi. Şair,kendi adına hutbe okutulduğunu söylüyor ve gözünden akıttığı yaşları altın sikkelere benzeterek, kendisini, sevgilisine aşık olanların padişahı ilan ediyor. 

Gözyaşlarını altın sikkeye benzetme nedeni, aşığın sararmış benzinde gözyaşlarının da sarı renkte görünmesidir.

Celladıma Gülümserken…

Standard

“Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar” 

Şairin Kendi Sesinden:

 

Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Resmin Arkasındaki Satırlar

Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında. 
Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar 
ben yaşarken koptu tufan 
ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat 
her şeyi gördüm içim rahat 
gök yarıldı, çamura can verildi 
linç edilmem için artık bütün deliller elde 
kazandım nefretini fahişelerin 
lanet ediyor bana bakireler de. 
Sözlerim var köprüleri geçirmez 
kimseyi ateşten korumaz kelimelerim 
kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına 
uçtum ama uçuşum 
radarlarla izlendi 
gayret ettim ve sövdüm 
bu da geçti polis kayıtlarına. 

Haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar 
ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye 
kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa 
laboratuvarda çalışanlara sorarsanız 
ruhum sahte 
evi Nepal’de kalmış 
Slovakyalı salyangozdur ruhum 
sınıfları doğrudan geçip 
gerçekleri gören gençlerin gözünde. 

Acaba kim bilen doğrusunu? Hatta ben 
kıyı bucak kaçıran ben ruhumu 
sanki ne anlıyorum? 
Ola ki 
şeytana satacak kadar bile bende ondan yok. 
Telaş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum 
çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir 
devlet sırrıyla birlikte insanın 
sinematografik bir hayatı olabilir 
o kibar çevrelerden gizli batakhanelere 
yolculuklar, lokantalar, kır gezmeleri 
ve sonunda estetik bir 
idam belki! 
Evet, evet ruhu olmak 
bütün bunları sağlayamaz insana. 
Doğruysa bu yargı 
bu sonuç 
bu çıkarsama 
neden peki her şeyi bulandırıyor 
ertelenen bir konferans 
geç kalkan bir otobüs? 
Milli şefin treni niçin beyaz? 
Ruslar neden yürüyorlar Berlin’e? 
Ne saçma! Ne budalaca! 
Dört İncil’den Yuhanna’yı 
tercih edişim niye? 
Ben oysa 
herkes gibi 
herkesin ortasında 
burada, bu istasyonda, bu siyah 
paltolu casusun eşliğinde 
en okunaklı çehremle bekliyorum 
oyundan çıkmıyorum 
korkuyorum sıram geçer 
biletim yanar diye 
önümde bir yığın açalya 
bir sürü çarkıfelek 
gergin çenekli cesetleriyle 
önümde binlerce çiçek 
korkuyorum sıra sende 
sen de başla ve bitir diyecek. 
Yo, hayır 
yapamaz bunu, yapmasın bana dünya 
söyleyin 
aynada iskeletini 
görmeye kadar varan kaç 
kaç kişi var şunun şurasında? 

Gelin 
bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar! 
Bana kötü 
bana terkettiğiniz düşünceleri verin 
o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız 
ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar 
onları verin, yakınmalarınızı 
artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar 
ben aştım onları dediğiniz ne varsa 
bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar 
boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz 
içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı 
verin bana 
verin taammüden işlediğiniz suçları da. 
Bedelinde biliyorum size çek 
yazmam yakışık almaz 
bunca kaybolmuş talan 
parayla ölçülür mü ya? 

Bakın ben, bir çok tuhaf 
marifetimin yanısıra 
ilginç ödeme yolları bulabilen biriyim 
üstüme yoktur ödeme hususunda 
sözün gelişi 
üyesi olduğunuz dernek toplantısında 
bir söyleve ne dersiniz? 
Bir söylev: Büyük İnsanlık İdeali hakkında! 
Yahut adınıza bir çekiliş düzenleyebilirim 
kazanana vertigolar, nostaljiler 
karasevdalar çıkar. 
Yapılsın adil pazarlık 
yapılsın yapılacaksa 
işte koydum işlemeyi düşündüğüm suçları 
sizin geçmiş hatalarınız karşısına. 
Ne yapsam 
döl saçan her rüzgarın 
vebası bende kalacak 
varsın bende biriksin 
durgun suyun sayhası 
yumuşatmayı bilen ateş 
öğüt sahibi toprak 
nasıl olsa geri verecek 
benim kılıcımı 

İsmet Özel