Category Archives: Yıldızlı Atlas

ben olmasaydım

Standard

burhan eren’in yıldızlı atlas’taki “ben olmasaydım” yazısına içtenlikle öykünerek…

ben olmasaydım eğer, iyi mi olurdu yoksa kötü mü. bunu bilmiyorum. ama ben olmasaydım, benimle birlikte pek çok şey de olmazdı muhakkak. mesela kim severdi laleyi, nergisi ve frezyayı benim kadar? bir soğanın saksıda büyüyüp de sünbüle dönüşmesini beklemek kimi heyecanlandırırdı baharları. ben olmasaydım kendi kendine kim çiçek alırdı, mutlu olmayı şartlara bağlamamak için.

ben olmasaydım, yenidünya sokağına çıkan merdivenlerde kim dinlenirdi babaanne gibi, mihrimah’ın kubbeleri ardında batıp giden güneşi kim seyrederdi. ve bir çocuğa durup dururken, bak şu çiçekler “acem borusu” diye kim seslenirdi.

söz gelimi ben olmasaydım, kim parklarda gezinirdi evde olmadığı zamanlarda. bir camiyi en çok da soluklanmak için kim severdi? bir çocuk yürürken kimin ayağına çelme takmaktan daha çok keyif alırdı.

ben olmasaydım, üç küçük çocuk kanepeden atlayıp intihara teşebbüs ederken onları kurtaramadığına kim ağlardı çaresizce. ben olmasaydım kim bir serçeye özenip de yedinci kattan süzülürdü bir buçuk yaşındayken…

ben olmasaydım daha mı iyi olurdu yoksa daha mı kötü; bilmiyorum. ama ben olmasaydım kim kapılıverirdi gülen bir çift çekik göze. bir çocuğun kalbini kim onda görürdü. kim durup dururken bir kanepenin arkasına saklanıp bulunmayı beklerdi. ben olmasaydım eğer o yastık kanepenin arkasında kafasına düşecek kimseyi bulamazdı.

ben olmasaydım eğer; şimdi sen bunları okumazdın. daha faydalı şeyler yapardın, birilerini stalklardın muhakkak 🙂

ayaklarımın altına serilen çimler, ben olmasaydım o arı kimin ayak tabanını ısırırdı can havliyle?

Yıldızlı Atlas

Standard

 Sürekli aynı kitaptan notlar yazıp duruyorum, nerden esti diyebilirsin,
Anlatayım.
“Küçüktüm ufacıktım” bir gün babam bana bir kitap hediye etti, içine, şu an hatırlamadığım ama beni cidden derinden etkileyen birkaç cümle de yazmış imzalamış altını.- Hatırlamıyorum çünkü ortaokulda biri ödünç almış ve aylarca geri getirmemiş, getirdiğinde de benim verdiğim Yıldızlı Atlası kaybettiği için başka bir yıldızlı atlas getirmişti-
Orta okulda ilk kez bir şeyler karalamaya başlamıştım edebiyat adına, işte o zamanlar babamın bana hediye ettiği bu kitabın yazarına ve bu kitaptaki denemelere acayip öykünürdüm.
Üniversiteye gidene kadar bu kitabı kaç kez baştan okumuşumdur bilmiyorum.

Hatırı kalırdı yazmasaydım.
Çocukluğumun en tatlı hatıralarındandır, artık basılmıyormuş duyduğum kadarıyla, uslu bir çocuk olursan belki sahaflarda eski baskılarına rastlayabilirsin.. Hatta belki..

Neyse.

Yedi Küçük Not

Standard

Denizleri dökülmesin diye, kimim atlasların duvara asılmadığı doğrudur.
Ama sanmıyorum doğru olsun, ağaçların soğuk kış günlerinde, kabuklarının altına pazen giydikleri…
***

Ben de bilmiyorum önümüzdeki şubatın yirmi sekiz mi yirmi dokuz mu çekeceğini… Yirmi dokuz çekecekse, bana da haber ver. Unutmayalım o gün, dört yılda bir doğum günü olan dostumuza, küçük bir hediye göndermeyi.

***

Bana sorup durduğun o iki dizeyi buldum sonunda. Karaşın bir şairmiş, o iki dizenin sahibi:
“Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır/Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek”
Unutmadan, bu iki dizeyi defterine yaz istersen. İstersen ezberine yaz. İstersen unut. Nasılsa daha çok okuyacağız orta ikiden terk çocuklar şairini…

***

Ama mesela şeyi unutma… Neyi unutma biliyor musun, pencereden sokağına bakmayı… Sabahları kalktığında ve o güzelim akşamüstleri…

***

İyi oldu artık mektup yazmayacağını söylemen. Mektup beklemek, bilsen öylesine zor ve öyle güzel ki…

***

Geçenlerde yaşadığım bir şey, şunu öğretti bana: İstese de çok uzağına gidemiyor insan kendisinin. Hangi trene binse, içindeki bir istasyona varıyor sonunda. Hangi rüzgara tutunsa kendine savruluyor; hangi denize açılsa, yine kendi kıyılarında buluyor kendini…

***

Önüne açacağım her ‘yıldızlı atlas’ta; ama büyük; ama küçük bir deniz olacak mutlaka…

Onları duvara asmamaya çalış n’olur, yere dökülmesin denizleri…

burhan eren

Yıldızlı Atlas

İki Şeyden Söz Açan iki Yazı Yazdım Bu İkincisi

Standard


İki cümle kurdum sen gittikten sonra. Birinin gülmesi tıpkı sen, biri benim küçüklüğüme benzedi.

 Ve içim içime sığmadı sen gittikten sonra. Ondan mıdır nedir, iki gündür dolanıyorum sokakları kurumuş yapraklar gibi.
 Doğru maviyle pek aram yok bugünlerde. Nedense iki rengi daha çok sevdim biri turuncu, sarı diğeri.
 En çok sevdiğim günler hala değişmedi. Biri Cuma biri cumartesi.
 İnanmazsın belki, yirmi sekiz çeken iki ay daha buldum! Temmuz ve Ağustos… Yaz tatili öyle çabuk geçiyor ki…
 İki sokağın arasında seçim yapmak zorunda kaldım dün. Birinden dünyanın bütün adreslerine gidebilirdim. Evime gidiyordu diğeri.
 İki soru arasında kararsız kaldım işte o an… Kalmak mı iyi, çekip gitmek mi?

 İkidir tutturmuş gidiyor muyum? İyi ama can alıcı iki soru sormamış mıydı şâir: “…neden kimse pencereden bakmıyor… Neden tarihe değil de coğrafyaya geçenler önemli?”
çünkü iki şey dolanıp duruyor bugün kafamın içinde. Biri can sıkıcı bir şey… Biri uzun kuyruklu mavi bir tilki.
 Bütün paragraflar ‘i’ harfiyle mi bitti dedin?.. Olsun… Ama söyle, hiç büyük i’yle bitirdim mi ben bir cümleyi?
 Hatırlarsan üç şubat bindokuzyüzdoksansekizde iki çay söylemiştim hani…Bugün on altı eylül bindokuzyüzdoksansekiz. İki mevsim geçmiş aradan. Senin çayın öyle soğumuş ki…

Burhan EREN (Yıldızlı Atlas)

Parmağıma Konan Kelebek…

Standard

Uçmak Mı Güzel Konmak Mı

Anlat, kanatlarındaki sarı benekleri geceleyin ay mı bıraktı?
Yağmur yağınca ağırlaşır mı kanatların?
Yokuşta uçarken yorulur musun?
..
 Helikopter böceğinin uçamayan böcekleri sırtında taşıdığı doğru mu?
 Uçmak mı güzel konmak mı?
 Nereye çıkar salyangozların açtıkları gümüşten yollar?
 Alçacıktan uçunca kuşlar, sen de heyecanlanır mısın?

Parmağıma konan kelebek, n’olur biraz daha kal!

Burhan EREN (Yıldızlı Atlas)

Rengârenk

Standard

Beyaz?
 İçinde beyaz bir ırmak akar dururdu senin.
Ve sen o ırmağın ne yöne aktığını hiç kimseye söylememiştin.
 Mavi?
 Boya kalemlerinin en kısa boylusu mavi kalemdi. Gökyüzü geniş olurdu ve küçük de olsa bir dere çizmek isterdin. Sonra elbiseleri, evlerin duvarlarını maviye boyardın. Sonra başka şeyleri. Mavi kalemin küçücük kalırdı
 Kırmızı?
 Yerde yatan bir kuşun, ölü bir kuşun kanı, bembeyaz karın üstüne akmıştı hani bir kere. O kuşun kanıyla birlikte bütün gökyüzü aktı orada demiştin.
 Lâcivert?
 Ortabir’de giydiğin lâcivert ceket, ne kadar da büyük göstermişti seni. “Büyüdün, kocaman adam oldun,” demişti annen sana.
 Sarı?
 Güneşi her çocuk gibi sen de sarıya boyardın.
 Eflâtun?
 Okuduğun bir şiir, sevdirmişti sana eflâtunu. Ama hiç eflâtun gömleğin olmadı.
 Gri?
 Griden söz açmayalım.
 Kahverengi?
 Gözlerindeki kahverengi eskiden daha mı açıktı sanki?
 Siyah?
 Siyah simsiyah olmuştu bir keresinde her yer. Kör oldun sanmıştın. Çok sonra, korkudan gözlerinin kapalı olduğunu fark etmiştin. O gün oluşan dostluk mu bilmem; siyahı çok sevdin…
 Yeşili unuttuk?
 Yeşili unutmadık. Onun hikayesi çok uzun.

Burhan EREN (Yıldızlı Atlas)