Tag Archives: Kitap

İnsan Beynini Etkileyen 10 Roman

Standard

Bilim dünyası insan beynini farklı bir biçimde etkileyen on romanı belirledi.  

Edebiyatın‘iyileştirici’ niteliğinden yola çıkan bir grup bilim insanı, nitelikli romanların insan beynini geliştirip keskinleştirdiğini, sosyal bağları güçlendirerek kişiliği değiştirdiğini ve ilişki kurmayı Read the rest of this entry

90’larda Çocuk Olmak Da Kitap Oldu

Standard

Picture

80’lerden sonra 90’larda çocuk olmak da kitap oldu. 111 ‘çocuk’, Özal’ı, Tamagotchi’yi, Barış abiyi, suikastları, rock ortamlarını anlattı.Kadir Aydemir, ’80’lerde Çocuk Olmak’ adlı kuşak kitabının devamı olarak bu sefer 90’lı yılları derlemeye karar verdi.

Çocukluklarını, ilkgençlik yıllarını 90’larda geçiren ve aralarında Ferhat Uludere, Elif Tanverdi, Özge Mumcu gibi isimlerin de bulunduğu yaş ortalaması 30 olan 111 genç yazarı bir araya topladı.

Ortaya sinemasından televizyon kültürüne, müziğinden toplumsal mücadelesine, giyim kuşamdan ev yaşamına acısı ve tatlısıyla bir 90’lara gidiş bileti çıktı. Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkacak olan Read the rest of this entry

Bu Da Osmanlı Argosu!

Standard

PictureOsmanlı argosunda sevgiliye ‘kasık kombarası’, rakıya ‘akcinnü’ deniyordu.

Daha önce ‘Kadın Argosu’, ‘Futbol Argosu’ ve ‘Asker Argosu’ sözlüklerini hazırlayan yazar Filiz Bingölçe, bu kez Osmanlı Argosu Sözlüğü’nü yayımladı. 8 yıllık bir araştırmanın ürünü olan sözlükte 1800 kelimenin anlamına yer verildi.

11. yüzyılın başlarında kadın cinsel organına “dilak”, erkek cinsel organına da “yıgaç” denildiğini söyleyen Bingölçe, “Sevgili ise o zamanın argosunda ‘tuzak’mış. 16. yüzyılda sevgili yani ‘tuzaklar’ yerini ‘bardaklara’ ya da ‘kombaralara’ bırakmış” dedi.

Habertürk gazetesinden Özlem Yılmaz’ın haberine göre, bazı argo deyimlerin günümüze dek ulaştığını ifade eden Bingölçe, şu bilgileri verdi:

“Evliya Çelebi’nin yazdığı Seyahatname’de 17. yüzyıl Osmanlı’sında argonun altın çağ yaşadığı görülüyor. Onun aktardığı ve birbirine uymayan şeyleri anlatmak için söylenen, ‘kir-i har’a kelebek konmuş’ deyimi bugün bile biraz evirilip çevrilmiş haliyle dillerde dolaşıyor. Keza ‘pozaveng’ deyimi de değişikliklerle kullanılıyor.”

Osmanlı argosundan seçmeler 
Yaşlı adam: Kokonos
Kıllı erkek: Deli ormanı
Edepsiz: Hergele
Evlilik çağına gelmiş tombul kız: Duledar
Zampara: Abu
Rakı: Akcinnü
Erkek cinsel organı: Mar, Ağaç
Kadın cinsel organı: Çatal
Sevgili: Ahtu, kasık kombarası

Kaynak: ntvmsnbc.com

İnsan Beynini Geliştiren On Roman

Standard

Picture

Toronto Üniversitesi’nden bilim insanları, insan beynini geliştiren on romanı tespit etti. 

Edebiyatın ‘iyileştirici’ niteliğinden yola çıkan bir grup bilim insanı, nitelikli romanların insan beynini geliştirip keskinleştirdiğini, sosyal bağları güçlendirerek kişiliği değiştirdiğini ve ilişki kurmayı kolaylaştırdığını ortaya koydu. Hürriyet’in haberine göre, Toronto Üniversitesi öğretim üyesi psikiyatr Keith Oatley ve Ingrid Wickelgren tarafından Scientific American’da yazılan makaleye göre, roman kahramanlarıyla özdeşleşmek, hem hayal dünyasını zenginleştiriyor, hem de sosyal bağları güçlendiriyor.

Nitelikli bir roman, bu etkileriyle insan beynini de keskinleştiriyor ve insan davranışlarına ilişkin sağlam ipuçları veriyor. İki bilim insanı, insan beynini en fazla geliştiren on romanı da tespit etmişler. Listede Tolstoy’un Anna Karenina veya Virginia Woolf’un Bayan Dalloway’ın yanı sıra Muhsin Hamid’in 2007 yılında yazdığı ‘The Reluctant Fundamentalist / Gönülsüz Köktendinci’ isimli romanı da yer alıyor.

Listede yer alan on roman şöyle:

– Johann von Goethe / Genç Werther’in Acıları (1787)

– Jane Austen / Aşk ve Gurur (1813)

– Nathaniel Hawthorne / Kırmızı Leke 1850

– Gustave Flaubert / Madam Bovary (1856)

– George Eliot / Middlemarch (1870)

– Leo Tolstoy / Anna Karenina (1877)

– Virginia Woolf / Bayan Dalloway (1925)

– Toni Morrison / Sevgili (1987)

– J.M. Coetzee / Utanç (1999)

– Muhsin Hamid / Gönülsüz Köktendinci (2007)

Kaynak: T24

“Dedim Gel Beraber ‘Okuyalım’ Olur Mu?”

Standard


Aynalar Koridorunda Aşk ile bu kitabı aynı gün almıştım, sıra buna geldi, “İçimden dedim: beraber ‘okuyalım’ olur mu ?” 🙂


Fikir vermesi açısından yine kitabın arka kapak yazısını buraya koyuyorum:


“Nietzsche felsefeciydi. Babaannemse yalnızca bu gezegende yaşayan biri. İlla ki bir etiket vermek gerekirse, ev hanımı. 

Nietzsche, üniversitede ders verirdi. Babaannem, okuma yazma bilmezdi. Hayatında hiç okul yüzü görmemişti. 
Çok tanınmış biriydi Nietzsche; bütün Avrupa ondan hayranlıkla bahsederdi. Babaannemse yalnızca kendi köyünde tanındı. 
Nietzsche ve babaannem, aynı gezegenin misafiri oldular. İkisi de, bir anne ve babadan dünyaya geldiler. Aynı donanımlara sahiptiler. Ne Nietzsche’nin fazlası vardı, ne babaannemin eksiği. 
Bu gezegene yokluktan getirildiler. Yaşamlarının ‘öncesi’ yoktu. Yaşadıkları yılların iki fazlasında nerede oldukları sorulsaydı, her ikisi de “Bilmiyorum” diye cevaplayacaklardı. 
İkisinin de bir karar vermesi gerekiyordu. Tercih etmedikleri bir dünyada, yaşamlarını sonsuza dek etkileyecek bir ‘tercih’te bulunmalıydılar. İşte o karar aşamasında yolları birbirinden ayrıldı. Aynı gezegenin iki yolcusu, iki ayrı yöne gitti. Biri kolay olanı seçti, diğeri zor yolu. Ve bir daha asla buluşmadılar…

İnsanoğlunun yüz yüze geldiği en zor iş, en kolay görünen iştir. Herkes, kendini çok iyi tanıdığını sanır ama en az tanıdığımız kendi ruhumuzdur. Mustafa Ulusoy, ilk kitabı “Nietzsche ve Babaannem”de bu en insani ama aynı zamanda en çetin meseleyi irdeliyor. Hayatın anlamı, ölüm, hiçlik, sonsuzluk arzusu, hayata ve kendine yabancılaşma, mutsuzluk, anlaşılamama gibi bütün çağların ortak meseleleri her dönemin insanına cevap verecek bir saflıkla ele alıyor. Ve bütün bunlar olup biterken, herkesin payına kendi iç dünyasındaki düğümleri çözmeye yardımcı olacak ipuçları düşüyor.”